Bir Cumhuriyetten Fazlası: Türkiye Cumhuriyeti

29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, tarihe yalnızca yeni bir yönetim biçiminin adı olarak geçmedi. O gün alınan karar, geçmişten devralınan tarihsel birikim ve dönüşüm arayışlarıyla bağlantılı olarak Türkiye’nin geleceğinin hangi esaslar üzerinde şekilleneceğine dair köklü bir iradeyi ortaya koydu.

Bir devletin kurumları yeniden düzenlenirken hukukun dili, eğitimin yönü, toplumun kamusal hayattaki yeri ve kültürel dünyanın ufku da değişmeye başladı. Yüzyılların biriktirdiği meselelerle yeni bir gelecek tasavvurunun karşı karşıya geldiği bu süreç, ne tek bir güne sığabilecek kadar dar ne de yalnızca bir ilanla açıklanabilecek kadar basitti. Cumhuriyet’in tarihsel ağırlığı, tam da burada, siyasal bir kararın ötesine uzanan ve bir ülkenin hayatına farklı derinliklerde işleyen dönüşümde belirginleşti.

Egemenliğin Değişen Zemini

Cumhuriyet’in ilan edildiği günün gerisinde birkaç yıllık siyasal mücadelenin yanı sıra imparatorluğun son yüzyılında giderek yoğunlaşan bir yönetim ve temsil arayışı bulunuyordu. Tanzimat’ın idare ve hukuk alanında açtığı tartışmalar, 1876 Kanun-ı Esasi’siyle anayasal bir çerçeveye kavuşmuş; 1908’de meşrutiyetin yeniden işlerlik kazanmasıyla Meclis ve siyasal temsil, kamusal hayatın merkezî meseleleri hâline gelmişti. Yine de meşrutiyet ile cumhuriyet aynı şey değildi. Parlamentonun varlığı, hükümdarlığın ve hanedana dayalı meşruiyetin ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu.1

Birinci Dünya Savaşı’nın yenilgisi, mütareke dönemi ve işgaller, eski tartışmaları başka bir ağırlıkla geri getirdi: Ülkenin geleceği hakkında karar verme yetkisi kime aitti? Millî Mücadele bu soruya yalnızca cephelerde cevap vermedi. 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme yetkilerini kendi bünyesinde toplayarak yeni bir siyasal meşruiyet merkezi oluşturdu. 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun ilk maddesinde egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait sayılması, savaş koşullarında doğan bu tercihin anayasal ifadesiydi.2

1921 düzeni, bütün kurumları ayrıntılarıyla tanımlayan tamamlanmış bir devlet mimarisi değildi. Meclis hükümeti anlayışını esas alıyor; olağanüstü şartların ve farklı siyasal eğilimlerin birlikte var olduğu bir zeminde işliyordu. Millî egemenlik ilkesi güçlü biçimde ortaya konmuş olsa da bu ilkenin hangi hükümet yapısıyla sürdürüleceği, siyasal yetkinin nasıl paylaşılacağı ve Osmanlı’dan kalan makamların ne olacağı henüz açıklığa kavuşmamıştı.

1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması, bu belirsizliğin önemli bir bölümünü değiştirdi. Lozan Barış Konferansı’na Ankara ve İstanbul hükümetlerinin birlikte davet edilmesi, ülkeyi kimin temsil edeceği meselesini somutlaştırmıştı. Meclis, hanedanın siyasal hükümranlığına son verirken halifeliği aynı aşamada korudu. Halifeliğin dinî ve tarihsel meşruiyetle ilişkilendirilen bir makam olarak korunması, geçici ve tartışmaya açık bir düzen ortaya çıkardı. Bu kararın ardından son Osmanlı padişahı VI. Mehmed ülkeyi terk etti; halifelik makamına Abdülmecid Efendi seçildi.

24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması, savaşın ardından yeni devletin uluslararası konumunu belirleyen başlıca diplomatik eşikti. Bağımsızlığın uluslararası düzeyde tanınmasına uzanan bu süreç, devletin iç yönetim biçimi sorununu ise açıkta bıraktı. Cumhuriyet, işte bu askerî, diplomatik ve anayasal gelişmelerin ardından doğdu. Tarihi yalnızca varılan sonuca bakarak okumak, o sonuca giden yolun güçlüğünü görünmez kılar. Cumhuriyet’in ilanı, önceden bütün ayrıntıları belirlenmiş bir planın son satırı değil; birbirini etkileyen mücadeleler ve tercihler içinde alınmış tarihsel bir karardı.

29 Ekim 1923: Siyasal Kararın Ağırlığı

1923 sonbaharında Ankara’nın gündeminde birbiriyle bağlantılı meseleler bulunuyordu: Başkentin belirlenmesi, hükümet biçiminin açıklığa kavuşturulması ve yürütmenin işlerliğinin sağlanması. 13 Ekim’de Ankara’nın hükümet merkezi olarak kabul edilmesi, Millî Mücadele’nin yönetim merkezinin kalıcı devlet merkezine dönüşmesiydi. Fakat Meclis hükümeti sisteminde bakanların tek tek Meclis tarafından seçilmesi, hükümetin bir bütün olarak kurulmasını güçleştiriyordu. Özellikle Ekim ayının son günlerinde ortaya çıkan bunalım, anayasal yöntemin sınırlarını görünür kıldı.

27 Ekim’de Fethi Bey başkanlığındaki İcra Vekilleri Heyetinin istifası sonrasında yeni hükümetin oluşturulmasında güçlük yaşandı. Bu gelişmeyle Cumhuriyet düşüncesi, soyut bir rejim tartışmasının ötesinde günlük devlet işleyişinin de merkezine taşındı. Mustafa Kemal Paşa’nın 28 Ekim akşamı yakın çalışma arkadaşlarıyla yaptığı görüşmeler ve İsmet Paşa’yla hazırladığı anayasa değişikliği taslağı, ertesi gün alınacak kararın yakın siyasal bağlamını oluşturdu. Süreci açıklarken bu girişimin Mustafa Kemal’in liderliğiyle şekillendiğini belirtmek kadar, kararın Meclis içindeki siyasal ilişkiler ve mevcut hükümet bunalımı içinde ele alındığını da görmek gerekir.

29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda değişiklik yapan 364 sayılı kanunu kabul etti. Kanun, birinci maddeye Türkiye Devleti’nin hükümet şeklinin cumhuriyet olduğunu belirten hükmü ekledi. Fakat düzenleme bundan ibaret değildi. Cumhurbaşkanının Meclis tarafından kendi üyeleri arasından seçilmesi ve devlet başkanı sıfatıyla konumu da düzenlendi. Başvekilin cumhurbaşkanı tarafından Meclis üyeleri arasından seçilmesi, diğer vekillerin başvekil tarafından belirlenmesi ve heyetin cumhurbaşkanınca Meclisin onayına sunulması hükme bağlandı. Böylece yürütmenin kurulması için yeni bir usul getirildi.3

Anayasa değişikliğinin kabulünü izleyen ayrı bir oylamada Mustafa Kemal Paşa, seçime katılan 158 milletvekilinin tamamının oyuyla ilk cumhurbaşkanı seçildi. Bu sayı, Meclisin bütün üyelerini değil, oylamaya katılanları ifade eder. İsmet Paşa’nın başvekilliğinde ilk Cumhuriyet hükümeti ertesi gün kuruldu. Böylelikle 29 Ekim, hem siyasal egemenliğin biçimini açıkça adlandıran hem de hükümetin kurulmasına ilişkin somut bir soruna anayasal cevap veren dönüm noktası oldu.4

Cumhuriyet’in ilanı, millî egemenliğin ilk kez o gün ortaya çıktığı anlamına gelmiyordu. 1920’de Meclisin açılması, 1921’de egemenlik ilkesinin anayasaya girmesi ve 1922’de saltanatın kaldırılması bu kararın öncesindeki belirleyici eşiklerdi. Bununla birlikte 29 Ekim’i yalnızca zaten var olan bir durumun isimlendirilmesi saymak da eksik kalır. Devlet başkanlığı makamı, hükümetin kuruluş yöntemi ve siyasal rejimin açık adı aynı düzenlemeyle birbirine bağlandı. Cumhuriyet, bir düşüncenin devlet hukukunda belirgin bir karşılık bulduğu andı.

Ne var ki o gece bütün toplumsal ilişkiler değişmedi. Osmanlı’dan devralınan kanunlar, eğitim kurumları, idari alışkanlıklar ve ekonomik güçlükler yaşamaya devam ediyordu. Hatta 1923 değişikliğinde devletin dininin İslam olduğuna ilişkin hüküm de yer aldı. İlan bir eşiği aşmıştı; eşiğin ötesinde ise uzun, tartışmalı ve emek isteyen bir inşa süreci bulunuyordu. Cumhuriyet’in tarihsel ağırlığı, tam da siyasal karar ile bu kararın hayatın farklı alanlarında karşılık bulması arasındaki ilişkide belirir.5

Halifelik, Anayasa ve Siyasal Otoritenin Yeniden Kuruluşu

Saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet ilan edilmişti; ancak halifelik makamı varlığını sürdürüyordu. 1922’de halife seçilen Abdülmecid Efendi’nin konumu, yeni siyasal düzenin sınırlarına ilişkin farklı beklentileri bir arada taşıyordu. Halifeliğin korunmasını dinî ve tarihsel devamlılık bakımından gerekli görenler bulunduğu gibi, bu makamın millî egemenlik esasına dayalı devletin yanında ayrı bir otorite odağına dönüşebileceğini düşünenler de vardı. Bu tartışma, dinin toplumdaki yeriyle devlet yönetimindeki yetkinin birbirinden nasıl ayrılacağı sorusunu keskinleştirdi.

3 Mart 1924’te Meclisin kabul ettiği kanunlar, birbiriyle ilişkili fakat işlevleri farklı kurumlara müdahale etti. 431 sayılı kanunla halifelik kaldırıldı ve Osmanlı hanedanı mensuplarının ülke dışına çıkarılması düzenlendi. 429 sayılı kanunla Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti kaldırıldı; din hizmetleri ve vakıf işlerinin yönetimi için Diyanet İşleri Reisliği ile Evkaf Umum Müdürlüğü, askerî komuta düzeni için de Genelkurmay Başkanlığına dayanan yeni bir yapı öngörüldü.

430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ise eğitim kurumlarını Maarif Vekâletinin idaresi altında toplama esasını getirdi. Aynı gün kabul edilen bu düzenlemeler, siyasal, dinî, askerî ve eğitsel yetki alanlarının yeniden tarif edildiğini gösterir.6

Halifeliğin kaldırılmasıyla toplumdaki dinî hayat sona ermedi; devletin dinî kurumlarla kurduğu ilişki yeniden düzenlendi. Diyanet İşleri Reisliğinin kurulması da bu ilişkinin bütünüyle ortadan kalkmadığını, yeni bir idari çerçeveye taşındığını gösterir. Bununla birlikte kararın Osmanlı hanedanı üzerindeki sonuçları ağırdı: Sürgün ve vatandaşlıkla ilgili hükümler, yalnızca bir makamın değil, belirli insanların hayatlarının da değişmesine yol açtı. Kurumsal tarih ile toplumsal tarih burada birbirinden ayrılamaz.

20 Nisan 1924’te kabul edilen yeni anayasa, devletin kuruluş düzenini daha kapsamlı biçimde belirledi. Türkiye’nin cumhuriyet olduğunu yineledi; millî egemenliği ve Meclisin temsil yetkisini tanımladı. Buna karşılık başlangıçtaki ikinci maddede devletin dininin İslam olduğu hükmü korunmuştu. Bu hüküm 1928’de çıkarıldı; laiklik ilkesi 1937’de anayasal metne girdi. Dolayısıyla laikleşme, 3 Mart 1924 düzenlemeleriyle tamamlanmış bir hadise olarak değil, hukuk, idare ve siyaset alanlarında farklı zamanlarda ilerleyen bir süreç olarak değerlendirilmelidir.7

Yeni rejimin kuruluşu, siyasal katılımın sınırlarını da gündeme getirdi. 1924’te Kazım Karabekir ve başka isimlerin yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu; parti 1925’te kapatıldı. 1930’da Fethi Okyar’ın öncülüğünde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ise kısa süre sonra kendisini feshetti. 1925’teki Şeyh Said isyanının ardından çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile bu dönemdeki İstiklâl Mahkemesi faaliyetleri, güvenlik politikalarıyla muhalefet alanının daralması arasındaki ilişkinin başlıca örnekleriydi. Bu uygulamaların değerlendirilmesi, dönemin şiddet ve güvenlik kaygılarını hesaba katmayı gerektirir; fakat bunlar siyasal özgürlükler üzerindeki sonuçların üzerini örtmez.8

Cumhuriyet’in millî egemenlik ilkesi ile çok partili siyasal rekabetin yerleşmesi aynı tarihsel aşama değildi. Bir yanda yeni devletin ayakta kalması ve otoritesini kurması yönündeki güçlü irade, diğer yanda farklı siyasal görüşlerin örgütlenmesi ve kamusal itirazın sınırları vardı. Bu gerilim, kuruluş döneminin tali bir ayrıntısı değil, Cumhuriyet’in erken siyasal tarihinin temel meselelerinden biridir.

Eğitim ve Kültür: Yeni Kuşakların Dünyası

Yeni bir devlet, yalnızca yasalarla değil, o yasaların anlamını kavrayacak ve onları yaşayacak kuşaklarla da şekillenir. Osmanlı’nın son döneminde medreseler, devlet mektepleri, cemaat okulları ve yabancı okullar farklı idari ve pedagojik yapılara bağlıydı. Bu çeşitlilik yalnızca öğretim yöntemlerinde değil, hangi bilginin hangi kurum tarafından aktarılacağında da kendini gösteriyordu. Erken Cumhuriyet yönetimi, ortak bir eğitim düzeni kurmayı devletin geleceğiyle doğrudan bağlantılı gördü.

3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, eğitim ve öğretim kurumlarını Maarif Vekâletine bağladı. Kanun, kurumsal parçalanmayı gidermeyi amaçlarken öğretim programları, öğretmen yetiştirme, denetim ve dinî eğitim konularında yeni kararların yolunu açtı. Eğitimin merkezî bir idareye bağlanması, bütün çocukların okula erişimini hemen sağlayamadı. Özellikle kırsal bölgelerde okul binası, öğretmen, ulaşım ve ailelerin geçim koşulları, hedeflerle günlük hayat arasında ciddi mesafeler oluşturuyordu.9

Cumhuriyet’in eğitim politikaları, Osmanlı’dan devralınan öğretmen ve okul birikimini de kullandı. Yeni programlar ve kurumlar geliştirilirken önceki dönemin eğitim tecrübeleri bir anda silinmedi. 1924’te yabancı eğitim uzmanı John Dewey’in Türkiye’ye davet edilmesi ve hazırladığı raporlar, eğitimin nasıl düzenlenmesi gerektiğine dair arayışların uluslararası düşünce akımlarıyla da temas ettiğini gösterir. Bu temasları tek yönlü bir taklit olarak değil, yerel ihtiyaçlara cevap arayan seçici bir tartışma alanı olarak görmek daha açıklayıcıdır.

1 Kasım 1928’de Latin esasına dayanan yeni Türk harflerinin kabulü, eğitim alanının ötesine geçen bir değişimdi. Devlet yazışmaları, tabelalar, basılı eserler ve gündelik okuma alışkanlıkları yeni yazıya uyarlanırken yetişkin nüfusa ulaşmak için Millet Mektepleri açıldı. Bu kurumlarda yeni harflerin öğretilmesinin yanında yetişkinlerin temel bilgiye erişiminin artırılması da hedeflendi. Yeni alfabenin öğretimi için öğretmenlerin, memurların ve yerel idarelerin seferber edilmesi, bir kanunun günlük hayata taşınmasının ne kadar geniş bir örgütlenme gerektirdiğini gösterir.10

Harf değişikliğinin sonuçları tek cümleyle özetlenemez. Yeni yazı, Türkçenin ses yapısına uygun bir okuma ve yazma sistemi oluşturma amacı taşıyordu; bununla birlikte eski harflerle yazılmış metinlerin yeni kuşaklarca doğrudan okunmasını güçleştirdi. Okuryazarlığın gelişiminde alfabenin niteliğinin yanı sıra başka koşullar da belirleyiciydi: Okul sayısı, öğretmen yetiştirme, yetişkin eğitimi, gelir düzeyi ve kadınlarla erkeklerin eğitime erişimindeki farklılıklar sonucu etkileyen unsurlardı. Bu unsurların payını ayrı ayrı belirlemek, dönem istatistiklerinin nasıl tutulduğunu da hesaba katmayı gerektirir.

1932’de kurulan Halkevleri, tiyatro, konferans, kütüphane, kurs ve çeşitli kültürel etkinliklerle halk eğitimine katkıda bulunmayı amaçladı. Bu kurumlar aynı zamanda Cumhuriyet Halk Fırkasıyla bağlantılı bir kültür ve siyasal toplumsallaşma ağıydı. Faaliyetleri kültürel hizmet ile siyasal propaganda arasında tek bir kategoriye sığmaz; her iki yön de kurumların tarihsel işlevlerini anlamak bakımından önemlidir. Eğitim, erken Cumhuriyet’te bilgiye erişimin genişletilmesi kadar ortak yurttaşlık anlayışının oluşturulmasının da araçlarından biri oldu.11

Hukukun Dili, Toplumun Hayatı

Bir devletin dönüşümü, en somut karşılığını çoğu zaman gündelik hayatın görünüşte sıradan alanlarında bulur: evlenme ve boşanma usullerinde, miras ilişkilerinde, mahkemelerin işleyişinde, yurttaşın devlet karşısındaki konumunda. Erken Cumhuriyet’in hukuk reformları, egemenlik ve yönetim alanındaki değişimin bireylerin hayatına hangi yollarla ulaştığını gösterir. Ancak yeni bir kanunun kabulüyle toplumsal alışkanlıkların aynı anda değiştiği varsayılamaz.

17 Şubat 1926’da kabul edilip 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu, İsviçre Medeni Kanunu esas alınarak hazırlandı. Aile ve kişiler hukukunda resmî evlilik, tek eşlilik, boşanma, miras ve medeni haklara ilişkin yeni kurallar benimsendi. Böylece Osmanlı’dan devralınan ve farklı hukukî düzenlemeler ile cemaatlere özgü uygulamaları içeren yapının yerine daha yeknesak bir medeni hukuk düzeni kurma hedefi öne çıktı. Bu, mahkemeler kadar evlilik ve miras ilişkilerinin günlük düzeni bakımından da önemli bir değişimdi.12

Bununla birlikte 1926 Medeni Kanunu, kadın ve erkeği aile içindeki bütün yetkiler bakımından eşitlemedi. Aile reisliğinin kocaya verilmesi ve evli kadının çalışmasına ilişkin sınırlamalar, reformun kendi dönemi içindeki sınırlarını gösteriyordu. Kadınların hukuki konumundaki kazanımları anlatmak için bu eşitsizlikleri gizlemek gerekmez. Üstelik hukukun tanıdığı imkânlardan yararlanma, eğitim, ekonomik bağımsızlık, yaşanılan bölge ve aile ilişkileri gibi koşullardan etkileniyordu.

Kadınların siyasal hakları da aşamalı olarak genişledi. 1930’da belediye seçimleri, 1933’te köy yönetimleri, 5 Aralık 1934’te milletvekili seçimleri bakımından seçme ve seçilme hakları tanındı. 8 Şubat 1935 seçimleri sonucunda 17 kadın milletvekili Meclise girdi; 1936’daki ara seçimle bu sayı 18’e yükseldi. Bu tarihler, hukuk düzenindeki somut eşikleri gösterir; ancak tek parti koşulları, dönemin iki dereceli seçim sistemi ve kadınların kamusal hayata katılımındaki eşitsizlikler, temsilin gerçek kapsamını değerlendirmek için ayrıca hesaba katılmalıdır.1314

Hukuk alanındaki dönüşüm Medeni Kanun’la sınırlı değildi. 1926’da ceza hukukunun yeniden düzenlenmesi, ticaret ve borçlar hukukundaki değişiklikler, devletin ekonomik ve toplumsal ilişkiler için ortak kurallar oluşturma çabasının parçalarıydı. Aynı yıllarda takvim ve saat düzenlemeleri, ölçü birimleri, 1934 Soyadı Kanunu ve kamusal kıyafete ilişkin düzenlemeler de gündelik hayatın görünür yüzünü etkiledi. Bunların her biri farklı amaç, kapsam ve uygulama biçimlerine sahipti; hepsini tek bir ‘çağdaşlaşma’ cümlesine sıkıştırmak tarihsel ayrıntıyı kaybettirir.

Hukukî yurttaşlık ile toplumsal aidiyetin ilişkisi de bu dönemin önemli sorularındandı. 1924 Anayasası vatandaşlığı hukukî bir çerçevede tanımlarken yeni devletin ulus anlayışı, eğitim ve dil politikalarıyla birlikte gelişti. Nüfus mübadelesinin ve savaş sonrasındaki yer değiştirmelerin etkileri, toplumun demografik ve ekonomik yapısını değiştirdi. Farklı dinî, etnik ve dilsel toplulukların bu süreçleri aynı biçimde yaşadığını söylemek mümkün değildir. Cumhuriyet’in toplumsal tarihi, yalnızca yeni kanunları değil, bu kanunların farklı hayatlarla karşılaşmasını da içerir.15

İktisadi Bağımsızlığın Güçlüğü

Cumhuriyet’in kurucuları, siyasal bağımsızlığın ekonomik imkânlardan ayrı düşünülemeyeceği bir ülke devralmıştı. Uzun savaş yılları üretim kapasitesini, ulaşım ağlarını ve insan gücünü yıpratmış; tarımın ağırlığı, sermaye ve sanayi birikiminin sınırlılığı yeni devletin önünde ciddi sorunlar oluşturmuştu. Ekonomik bağımsızlık bu nedenle yalnızca dış müdahaleden uzak kalmak değil, ülkenin kendi üretim ve mali kurumlarını güçlendirmek meselesi olarak da görüldü.16

Cumhuriyet ilan edilmeden önce, Şubat–Mart 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi, tüccar, sanayici, çiftçi ve işçi temsilcilerinin taleplerini bir araya getirdi. Kongre, savaş sonrası ekonomik yeniden kuruluşun hangi ilkelerle yürütüleceğine dair bir tartışma zemini sağladı. Bununla birlikte farklı çıkar gruplarının bulunduğu bu toplantıyı, daha sonra uygulanacak bütün iktisat politikalarının değişmez programı saymak yanıltıcı olur. Erken Cumhuriyet’in ekonomik tercihleri, ihtiyaçlar ve uluslararası koşullar değiştikçe farklı yönler aldı.

1920’lerde özel girişimin teşviki, bankacılık ve ulaştırma altyapısının geliştirilmesi öne çıktı. 1924’te Türkiye İş Bankasının kurulması, millî sermaye ve kredi imkânları bakımından önem taşıdı. 1925’te aşarın kaldırılması, tarımsal üreticiler üzerindeki önemli bir vergi yükünü değiştirdi; toprak dağılımı, borçlanma ve verimlilik sorunları ise varlığını sürdürdü. 1927 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu, sanayi girişimlerini desteklemeyi amaçladı. Bu adımlar, sermaye birikiminin ve teknolojik kapasitenin sınırlı olduğu bir ekonomide atılıyordu.

Lozan görüşmeleri kapsamında imzalanan ticaret sözleşmesinin gümrük tarifelerine ilişkin geçiş hükümleri, ilk yıllarda Türkiye’nin tarife belirleme serbestisini sınırladı. 1929’da bu geçiş döneminin sona ermesiyle yeni bir gümrük tarifesi uygulanabildi. Aynı yıl dünya ekonomisinde başlayan bunalım da Türkiye’nin iktisat politikasındaki arayışları güçlendirdi. Bununla birlikte yeni tarifenin sanayiyi ne ölçüde koruduğu, iktisat tarihi araştırmalarında ayrıca tartışılmıştır. 1930’larda devletin doğrudan yatırımcı ve işletmeci rolü belirginleşti. Bu değişimde dünya bunalımı kadar özel sermayenin sınırlı imkânları, dış ticaret koşulları ve kalkınmayı hızlandırma yönündeki siyasal tercihler de etkiliydi.17

1933’te Sümerbankın kurulması ve 1934’te uygulanmaya başlanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, devlet eliyle sanayileşmenin somut araçlarıydı. Dokuma, kâğıt, cam ve başka temel üretim alanlarında tesisler kuruldu veya geliştirildi. Kayseri Bez Fabrikası ve Nazilli Basma Fabrikası gibi girişimler, sanayi politikasının yalnızca bir düşünce değil, makine, emek, eğitim ve ulaşım gerektiren maddi bir örgütlenme olduğunu gösteriyordu. Bu yatırımların coğrafi ve toplumsal etkileri, her bölgede aynı ölçüde hissedilmedi.18

Bir fabrika, demiryolu ya da banka yalnızca bir kalkınma simgesi değil, aynı zamanda kaynak, emek, teknoloji ve siyasal tercihlerin birleştiği somut bir tarihsel girişimdir. Demiryollarının genişletilmesi, iç pazarların birbirine bağlanması ve üretimin taşınması bakımından önem taşıdı; ancak hatların maliyeti, coğrafi koşullar ve yatırım öncelikleri her zaman kolay kararlar değildi. Sanayileşme hamleleri yeni iş imkânları yaratırken çalışma koşulları ve işçi hakları da ayrı bir tarihsel inceleme alanı olarak kaldı. 1936 İş Kanunu, çalışma ilişkilerini düzenleme yönünde önemli bir adım olmakla birlikte dönemin sınırlayıcı siyasal ve kurumsal ortamından bağımsız değerlendirilemez.

Ekonomik dönüşümün bilançosunda kazanımlar kadar sınırlar da yer alır. Sanayi yatırımları büyürken tarım, Cumhuriyet’in ilk on yıllarında ekonominin ağırlıklı alanı olmayı sürdürdü; bölgesel eşitsizlikler, kırsal yoksulluk ve üretim araçlarına erişim sorunları bütünüyle ortadan kalkmadı.

Dil, Tarih ve Hafızanın Yeniden Kuruluşu

Cumhuriyet’in dönüşüm arayışı devletin kurumlarıyla sınırlı değildi; geçmişin nasıl anlatıldığı ve ortak geleceğin hangi kelimelerle düşünüldüğü de bu arayışın parçasıydı. Osmanlı’nın son dönemindeki dilde sadeleşme, Türkçenin yazı dili olarak geliştirilmesi ve tarih araştırmalarına ilişkin tartışmalar, Cumhuriyet yıllarına taşınan bir düşünsel birikim oluşturmuştu. Yeni dönemde bu arayışlar, devlet desteğiyle kurulan kurumlar ve geniş kamusal programlar aracılığıyla başka bir ölçeğe ulaştı.

1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin, 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulması, tarih ve dil çalışmalarına kurumsal bir çerçeve kazandırdı. Kongreler, sözlükler, derlemeler, ders kitapları ve araştırma programları aracılığıyla hem bilimsel bilgi üretimi hem de ulusal kimliğin anlatımı üzerinde çalışıldı. Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin 1935’te kurulması ve 1936’da öğretime başlaması da bu kültürel programın yükseköğretim alanındaki örneklerindendi.19

Dil alanında hedeflerden biri, eğitimde ve kamusal hayatta anlaşılır bir Türkçenin yaygınlaşmasıydı. Ancak dil reformu yalnızca sözcükleri değiştirmekten ibaret değildi: Hangi kelimelerin korunacağı, hangilerinin türetileceği, konuşma dili ile yazı dili arasındaki mesafenin nasıl azaltılacağı ve bilimsel terimlerin nasıl oluşturulacağı tartışılıyordu. Sadeleşme arayışıyla birlikte kimi dönemlerde ileri sürülen aşırı etimolojik iddialar da bu tarihin parçasıdır. Özellikle 1930’ların ortasında gündeme gelen Güneş-Dil Teorisi, bugünün dilbilimsel bilgisi açısından geçerli bir açıklama modeli olarak kabul edilemez; buna karşılık dönemin kültür politikalarını anlamak için önemli bir tarihsel belgedir.20

Tarih alanında ise Osmanlı tarih yazımından devralınan çerçeveleri yeniden değerlendirme ve Avrupa merkezli tarih anlatılarına karşı Türklerin geçmişini daha geniş bir coğrafyada ele alma çabası belirgindi. Türk Tarih Tezi, bu arayışın siyasal ve kültürel amaçlarıyla iç içe gelişti.

Özellikle Sümerler ve Hititler gibi eski Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının kökenlerini Türklerle doğrudan ilişkilendiren genellemeler, günümüzde kabul gören dilbilimsel, tarihsel ve arkeolojik bulgularla doğrulanmış değildir. Dönemin tarih çalışmalarını bu tartışmalı savlara indirgemek ise araştırma kurumlarının, kazıların, arşiv ve müze çalışmalarının gelişimini gözden kaçırır. Kurumların araştırma tarihindeki önemi ile her dönemde savunulan tezlerin bilimsel geçerliliği ayrı meselelerdir.2122

Dil ve tarih politikaları, okul kitaplarından törenlere, müzelerden kamusal sembollere kadar uzandı. Bu süreç, toplumun kendisini hangi geçmişin devamı ve hangi geleceğin öznesi olarak gördüğü sorusuyla bağlantılıydı. Fakat ortak bir ulusal anlatının kurulması, geçmişin bütün deneyimlerinin eşit ölçüde görünür olduğu anlamına gelmiyordu. Farklı toplulukların dilleri, hatıraları ve yerel tarihleriyle resmî anlatı arasındaki ilişki, dönemin kültürel tarihinin önemli araştırma konularından biridir.

Bir Cumhuriyetten Fazlası

29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, bir siyasal yönetim biçiminin adını koydu. Onu izleyen yıllar ise bu adın hukukta, eğitimde, ekonomide, kültürde ve gündelik hayatta nasıl karşılık bulacağının arandığı yıllar oldu. Bazı kararlar kısa sürede kurumlaştı; bazı hedefler kuşaklara yayılan bir çaba gerektirdi. Kimi değişimler geniş imkânlar açarken kimileri yeni tartışmaları ve gerilimleri beraberinde getirdi.

Bu tarihin merkezinde Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasal liderliği ve kurucu rolü bulunur. Cumhuriyet’in kuruluşunu tek bir kişinin iradesiyle açıklamak ise Meclisin, farklı kadroların, eğitimcilerin, hukukçuların, emekçilerin ve yurttaşların katkılarını gölgede bırakır. Kurucu iradenin etkisini teslim etmek ile çok aktörlü tarihsel süreci anlamak birbirine karşıt değildir. Büyük dönüşümlerin nasıl mümkün hâle geldiği, kararların kimler tarafından alındığı kadar onların toplumda nasıl karşılık bulduğuna bakılarak anlaşılır.

Cumhuriyet’i yalnızca başarıların toplamı olarak anlatmak kadar yalnızca eksiklerin ve çatışmaların toplamına indirgemek de tarihsel resmi daraltır. Millî egemenliğin anayasal bir esas hâline gelmesi, devlet kurumlarının yeniden düzenlenmesi, eğitim ve hukuk alanında açılan imkânlar, bu tarihin temel unsurlarıdır. Siyasal katılımın sınırlılığı, toplumsal eşitsizlikler, uygulamadaki güçlükler ve farklı kesimlerin yaşadığı deneyimler de aynı tarihin içindedir. Birini anlatmak için ötekini susturmak gerekmez.

Bir cumhuriyetten fazlası denildiğinde kastedilen, Cumhuriyet’in hukukî anlamının ötesinde ve ondan bağımsız bir yücelik değildir. Kastedilen, 29 Ekim’in açtığı siyasal çerçevenin bir ülkenin kurumlarına, hafızasına ve hayatına uzanan tarihsel genişliğidir. Cumhuriyet’in hikâyesi bir günde başlamadığı gibi bir günde tamamlanmadı. Onun tarihsel ağırlığı, kurucu irade ile değişimin uzun ve güç yolunu birlikte kavradığımızda belirginleşir. 29 Ekim’i anlamak, yalnızca o gün verilen kararı değil, bu kararın ardından kurumlarda ve insanların hayatında yaşanan dönüşümü de görmektir.

Kaynakça

  1. Albayrak, Mustafa. “Millet Mektepleri.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 30 Kasım 2020. Kaynağa erişim

  2. Anayasa Mahkemesi. “1921 Anayasası.” 85 sayılı Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ve 364 sayılı değişiklik. Kaynağa erişim

  3. Anayasa Mahkemesi. “1924 Anayasası.” 491 sayılı Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ve değişiklikleri. Kaynağa erişim

  4. “Atatürk’ün Ekonomi Politikası.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi. Kaynağa erişim

  5. Bengi, Hilmi. “İstiklâl Mahkemelerinde Yargılanan Gazeteciler.” İstiklâl Mahkemeleri Sempozyumu, yayına hazırlayan Aynur Yavuz Akengin, Atatürk Araştırma Merkezi, 2016. Kaynağa erişim

  6. Doğaner, Yasemin. “Halkevleri.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 26 Ocak 2021. Kaynağa erişim

  7. Duman, Mustafa, ve Hasret Yağmur Aydın. “İktisadi Bağımsızlık Çerçevesinde 1929 Gümrük Tarifesinin Ekonomi Politiği.” Fiscaoeconomia, c. 7, özel sayı, 2023, ss. 152–178, özellikle s. 168–171. Kaynağa erişim

  8. Gökçimen, Semra, ve diğerleri. Türk Parlamento Tarihinde Kadın Parlamenterler: 1935–2009. TBMM, 2009. Kaynağa erişim

  9. Gümüş, Musa. “Anayasal Meşrûtî Yönetime Medhal: 1856 Islahat Fermanı’nın Tam Metin İncelemesi.” bilig, sy. 47, 2008, ss. 215–240. Kaynağa erişim

  10. Güneş, İhsan. “Serbest Cumhuriyet Fırkası.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 22 Mart 2021. Kaynağa erişim

  11. İnci, İbrahim. “Atatürk’ün Direktif ve Tavsiyeleri Işığında Türk Tarımındaki Gelişmeler (1923–1938).” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 26, sy. 77, 2010, ss. 345–384. Kaynağa erişim

  12. Jagersma, Bram. A Descriptive Grammar of Sumerian. Leiden University, 2010. Doktora tezi. Kaynağa erişim

  13. Kasımoğlu, Alper. “Cumhuriyet Döneminde Resmî Dil Politikaları ve Toplumsal Yansımaları (1923–1950).” Asia Minor Studies, c. 13, sy. 2, 2025, ss. 48–64. Kaynağa erişim

  14. Orakçı, Meryem. “Türk ve Rum Mübadillerin Karşılaşmalarına Dair Bir Değerlendirme.” Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, c. 22, sy. 44, 2022, ss. 287–311. Kaynağa erişim

  15. Oral, Ertuğrul, ve Kibar Aktın. “1930–1950 Dönemi Ortaöğretim Tarih Ders Kitaplarında Tarihçilik Anlayışı.” Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c. 3, sy. 1, 2010, ss. 235–261. Kaynağa erişim

  16. Özden, Neşe, ve diğerleri, editörler. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-II: Yeni Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk Araştırma Merkezi, 2023. Kaynağa erişim

  17. Polatoğlu, Mehmed Gökhan. “Türkiye’nin Kalkınmasında Sümerbank ve Etkinliği (1933–1987).” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 37, sy. 104, 2021, ss. 261–306. doi:10.33419/aamd.1015978. Kaynağa erişim

  18. Sakaoğlu, Necdet. Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi. İletişim Yayınları, 1992. Kaynağa erişim

  19. Sarıaslan, Fatma. “II. Meşrutiyet Dönemi ve Kanun-ı Esâsî: Siyasal Sistem Tartışmaları Ekseninde Bir İnceleme.” Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, sy. 54, 2023, ss. 161–192. Kaynağa erişim

  20. Sofracı, İhsan Erdem, ve Melike Kayam. “Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Ekonomiye Olan Etkileri.” Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, c. 23, sy. 2, 2019, ss. 187–201. Kaynağa erişim

  21. Şıpka, Şükran. “Türk Hukukunda Eşlerin Hukuki İşlem Özgürlüğünün Sınırları.” Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, c. 35, sy. 1, 2015, ss. 47–58. Kaynağa erişim

  22. Şimşek, Ahmet. “Türk Tarih Tezi.” Türk Maarif Ansiklopedisi. Kaynağa erişim

  23. Tuğluoğlu, Fatih, ve Tuncay Tunç. “1926 İlkmektep Müfredatı ve Cumhuriyet Dönemi Eğitiminin Ekonomik Hedefleri.” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 26, sy. 76, 2010, ss. 55–98. Kaynağa erişim

  24. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye’nin Parlamenter Rejim Tecrübesi, s. 137. Kaynağa erişim

  25. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu metin ve değişiklik bilgileri; 29 Ekim 1923 tarihli 364 sayılı değişiklik ve yasama kayıtları. Kaynağa erişim

  26. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu genel bilgileri; Meclis hükûmeti ve parlamenter nitelikler üzerine kurumsal açıklama. Kaynağa erişim

  27. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 429 sayılı Şer’iye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletlerinin İlgasına Dair Kanun, 3 Mart 1924. Kaynağa erişim

  28. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924, md. 1–5. Kaynağa erişim

  29. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 431 sayılı Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmanînin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun, 3 Mart 1924. Kaynağa erişim

  30. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (1926), özgün kanun metni, özellikle md. 152 ve 159. Kaynağa erişim

  31. Türkiye. Lozan Ticaret Mukavelenamesi. 24 Temmuz 1923, md. 1–3. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Kaynağa erişim

  32. Türkiye. Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun. Kanun sy. 1353, 1 Kasım 1928. Kaynağa erişim

  33. “Türk Dil Kurumu.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi. Kaynağa erişim

  34. Türk Dil Kurumu. Üçüncü Türk Dil Kurultayı: Tezler, Müzakere Zabıtları. 1937. 2024 yeniden basımı. Kaynağa erişim

  35. Türk Tarih Kurumu. “Tarihçe.” Türk Tarih Kurumu. Kaynağa erişim

  36. Watkins, Calvert. “Hittite.” The Ancient Languages of Asia Minor, editör Roger D. Woodard, Cambridge University Press, 2008, ss. 6–30. Kaynağa erişim

Dipnotlar

  1. Gümüş, Musa. “Anayasal Meşrûtî Yönetime Medhal: 1856 Islahat Fermanı’nın Tam Metin İncelemesi.” bilig, sy. 47, 2008, ss. 215–240. Kaynak; Sarıaslan, Fatma. “II. Meşrutiyet Dönemi ve Kanun-ı Esâsî: Siyasal Sistem Tartışmaları Ekseninde Bir İnceleme.” Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, sy. 54, 2023, ss. 161–192. Kaynak ↩

  2. 1921 Anayasası md. 1; egemenlik ilkesi. Kanunun özgün metni ile 1923 değişikliği ayrı okunmalıdır. Kaynağa erişim ↩

  3. 364 sayılı Kanun, 1921 Anayasası’nın değiştirilen maddeleri. Kaynağa erişim ↩

  4. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye’nin Parlamenter Rejim Tecrübesi, s. 137. Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanan 158 milletvekilinin tamamının Mustafa Kemal Paşa’ya oy verdiğine ilişkin kayıt. Kaynağa erişim ↩

  5. 364 sayılı değişiklikle 1921 Anayasası md. 2’ye eklenen hüküm. Kaynağa erişim ↩

  6. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 3 Mart 1924 tarihli 429 sayılı Şer’iye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletlerinin İlgasına Dair Kanun özgün metin; 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu özgün metin; 431 sayılı Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmanînin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun özgün metin. Ayrıca bk. Özden, Neşe, ve diğerleri, editörler. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-II: Yeni Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk Araştırma Merkezi, 2023. Erişim ↩

  7. 1924 Anayasası md. 2’nin 1928 ve 1937 değişiklikleri. Kaynağa erişim ↩

  8. Özden, Neşe, ve diğerleri, editörler. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-II: Yeni Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk Araştırma Merkezi, 2023, özellikle s. 195. Erişim; Güneş, İhsan. “Serbest Cumhuriyet Fırkası.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 2021. Erişim; Bengi, Hilmi. “İstiklâl Mahkemelerinde Yargılanan Gazeteciler.” İstiklâl Mahkemeleri Sempozyumu, yayına hazırlayan Aynur Yavuz Akengin, Atatürk Araştırma Merkezi, 2016. Erişim ↩

  9. Türkiye Büyük Millet Meclisi. 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924, md. 1–5. Özgün kanun metni; Tuğluoğlu, Fatih ve Tuncay Tunç. “1926 İlkmektep Müfredatı ve Cumhuriyet Dönemi Eğitiminin Ekonomik Hedefleri.” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 26, sy. 76, 2010, ss. 55–98. Erişim; Sakaoğlu, Necdet. Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi. İletişim Yayınları, 1992. TTK kütüphane kaydı ↩

  10. Türkiye. Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun. Kanun sy. 1353, 1 Kasım 1928. Kaynak; Albayrak, Mustafa. “Millet Mektepleri.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 30 Kasım 2020. Kaynak ↩

  11. Doğaner, Yasemin. “Halkevleri.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 26 Ocak 2021. Halkevlerinin 1932’de açılması, kültürel faaliyetleri ve Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreterliğine bağlı örgütlenmesi için bk. Araştırma; ayrıca Özden, Neşe, ve diğerleri, editörler. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-II: Yeni Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk Araştırma Merkezi, 2023, bölüm 6.6, “Halkevleri”. Eser. ↩

  12. Türkiye. Türk Kanunu Medenisi. Kanun sy. 743, 17 Şubat 1926, özellikle md. 152 ve 159. TBMM özgün kanun metni. Kaynak; Şıpka, Şükran. “Türk Hukukunda Eşlerin Hukuki İşlem Özgürlüğünün Sınırları.” Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, c. 35, sy. 1, 2015, ss. 47–58. Kaynak ↩

  13. 1924 Anayasası md. 10–11’in 2599 sayılı Kanun’la değişik hâli. Kaynağa erişim ↩

  14. TBMM V. Dönem kadın parlamenterler listesi; ilk seçimde 17, ara seçimle 18. Kaynağa erişim ↩

  15. Türkiye. Teşkilât-ı Esasiye Kanunu. Kanun sy. 491, 20 Nisan 1924, md. 88. Kaynak; Kasımoğlu, Alper. “Cumhuriyet Döneminde Resmî Dil Politikaları ve Toplumsal Yansımaları (1923–1950).” Asia Minor Studies, c. 13, sy. 2, 2025, ss. 48–64. Kaynak; Sofracı, İhsan Erdem, ve Melike Kayam. “Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Ekonomiye Olan Etkileri.” Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, c. 23, sy. 2, 2019, ss. 187–201. Kaynak; Orakçı, Meryem. “Türk ve Rum Mübadillerin Karşılaşmalarına Dair Bir Değerlendirme.” Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, c. 22, sy. 44, 2022, ss. 287–311. Kaynak ↩

  16. Erken Cumhuriyet ekonomisinin tarımsal ağırlığı ve üretim koşulları için İnci, İbrahim. “Atatürk’ün Direktif ve Tavsiyeleri Işığında Türk Tarımındaki Gelişmeler (1923–1938).” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 26, sy. 77, 2010, ss. 345–384. Araştırma; sermaye birikimi, sanayileşme ve devletin ekonomik rolü için Polatoğlu, Mehmed Gökhan. “Türkiye’nin Kalkınmasında Sümerbank ve Etkinliği (1933–1987).” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 37, sy. 104, 2021, giriş ve “Sümerbank’ın Kuruluş Süreci (1933)” bölümleri. Araştırma; genel çerçeve için Özden, Neşe, ve diğerleri, editörler. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-II: Yeni Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk Araştırma Merkezi, 2023, ekonomi ve sanayileşme bölümleri. Eser. ↩

  17. Türkiye. Lozan Ticaret Mukavelenamesi. 24 Temmuz 1923, md. 1–3. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Kaynak; Duman, Mustafa, ve Hasret Yağmur Aydın. “İktisadi Bağımsızlık Çerçevesinde 1929 Gümrük Tarifesinin Ekonomi Politiği.” Fiscaoeconomia, c. 7, özel sayı, 2023, ss. 152–178, özellikle s. 168–171. Kaynak; Özden, Neşe, ve diğerleri, editörler. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-II: Yeni Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk Araştırma Merkezi, 2023, s. 322–327. Kaynak ↩

  18. Polatoğlu, Mehmed Gökhan. “Türkiye’nin Kalkınmasında Sümerbank ve Etkinliği (1933–1987).” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 37, sy. 104, 2021, özellikle “Sümerbank’ın Kuruluş Süreci (1933)” ve “Planlı Kalkınma Dönemi ve Sümerbank (1934–1938)” bölümleri (kuruluş, planın Nisan 1934’te uygulanmaya konulması, tesisler ve bölgesel dağılım). Araştırma; ayrıca Özden, Neşe, ve diğerleri, editörler. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-II: Yeni Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk Araştırma Merkezi, 2023, sanayileşme bölümü. Eser. ↩

  19. Türk Tarih Kurumu. “Tarihçe.” Türk Tarih Kurumu, 1930–1931 kuruluş süreci. Kaynak ↩

  20. Türk Dil Kurumu. Üçüncü Türk Dil Kurultayı: Tezler, Müzakere Zabıtları. 1937; 2024 yeniden basımı. Güneş-Dil Teorisi üzerine dönemin kurultay metinleri. Kaynak; “Türk Dil Kurumu.” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi. Kaynak ↩

  21. Şimşek, Ahmet. “Türk Tarih Tezi.” Türk Maarif Ansiklopedisi. Kaynak; Oral, Ertuğrul, ve Kibar Aktın. “1930–1950 Dönemi Ortaöğretim Tarih Ders Kitaplarında Tarihçilik Anlayışı.” Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c. 3, sy. 1, 2010, ss. 235–261. Kaynak ↩

  22. Hititçenin dilbilimsel sınıflandırılması için Watkins, Calvert. “Hittite.” The Ancient Languages of Asia Minor, editör Roger D. Woodard, Cambridge University Press, 2008, ss. 6–30. Araştırma; Sümercenin dilbilgisel yapısı için Jagersma, Bram. A Descriptive Grammar of Sumerian. Leiden University, 2010, doktora tezi. Araştırma. Bu dilbilimsel çalışmalar, ilgili dillerin yapısına ilişkin kanıttır; tek başlarına tarihsel toplulukların etnik kimliklerini belirlemez. Türk Tarih Tezi’nin iddialarının tarih yazımı bağlamı için ayrıca bk. Şimşek, Ahmet. “Türk Tarih Tezi.” Türk Maarif Ansiklopedisi. Değerlendirme. ↩