Bağımsızlık, Egemenlik ve Barışın Kuruluşu: Millî Mücadele

Mondros Mütarekesi sonrasında Osmanlı topraklarında işgal, güvenlik ve siyasi otorite sorunları derinleşti. Farklı bölgelerde ortaya çıkan tepkiler başlangıçta tek merkezden yönetilen bir hareket oluşturmuyordu. Yerel örgütlenmelerin ortak temsil arayışı, cephelerdeki askerî mücadele ve uluslararası müzakereler sonraki yıllarda birbirini etkileyen, fakat sonuçları baştan belirlenmemiş süreçler olarak gelişti.

1919’da Samsun, Amasya, Erzurum ve Sivas üzerinden ilerleyen örgütlenme çabası, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla yeni bir siyasi aşamaya ulaştı. Bununla birlikte meclisin kuruluşu savaşın sona erdiği anlamına gelmiyordu. Doğu ve Batı cephelerindeki çatışmalar, ordunun yeniden örgütlenmesi, iç siyasi tartışmalar ve dış ilişkiler, askerî sonuçların ve barış koşullarının şekillenmesinde rol oynadı.

Bu süreçte Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi ve askerî liderliği önemliydi; ancak gelişmeler yalnızca tek bir kişinin kararlarıyla açıklanamaz. Yerel savunma çevreleri, kongre delegeleri, Meclis üyeleri, komuta kademesi, sivil nüfus ve diplomatik muhataplar farklı koşullarda etkili oldu. Mudanya ve Lozan’a uzanan dönüşümü anlamak, askerî başarı kadar temsil iddialarını, uluslararası güç ilişkilerini ve savaşın toplum üzerindeki sonuçlarını birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

Özet

Bu yazı, Mondros Mütarekesi sonrasında gelişen savunma ve temsil girişimlerinden 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’na uzanan Millî Mücadele’yi siyasi, askerî ve diplomatik boyutlarıyla inceler. Samsun ve Amasya’daki girişimler, Erzurum ve Sivas kongreleri, Büyük Millet Meclisinin kuruluşu, Doğu ve Batı cephelerindeki savaş, Sakarya ve Büyük Taarruz ile Mudanya ve Lozan görüşmeleri birbirini etkileyen, fakat farklı koşullarda ilerleyen aşamalar olarak ele alınır. Temsilin sınırları, Osmanlı siyasi meşruiyetinin devam eden etkisi, savaşın sivil toplum üzerindeki yükü ve barışın çözüme kavuşturamadığı meseleler de değerlendirmeye dâhil edilir.

Kaynak ve Yöntem Notu

Anlatı, Atatürk Ansiklopedisi ve TÜBİTAK Ansiklopedi maddeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi yayınları, ABD Dışişleri Bakanlığının yayımladığı tarihsel belge, Lozan’da imzalanan antlaşma metinleri, ilgili akademik araştırmalar ve tarihsel belge yayımları birlikte gözetilerek hazırlanmıştır. Kongre kararları, siyasi temsil iddiaları, askerî gelişmeler ve diplomatik düzenlemeler kendi tarihsel bağlamları içinde değerlendirilir; sonraki sonuçlar geçmişteki aktörlerin başlangıçtan itibaren kesinleşmiş hedefleri gibi sunulmaz. Kaynakçada yer alan TBMM derlemesindeki Misak-ı Millî belge görseli, ayrıca arşiv aslı doğrulanmış bir nüsha olarak sunulmamaktadır. Başvurulan kaynakların künyeleri ve mevcut olan sayfa yönlendirmeleri kaynakçada gösterilmiştir.

Bağımsızlığa Giden Yol: Samsun’dan Büyük Millet Meclisi’ne

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasındaki çatışmaları durduran bir ateşkes düzenlemesiydi; ancak askerî çatışmaların durması, imparatorluk topraklarında siyasi istikrarın yeniden kurulması anlamına gelmedi. Mütarekenin ardından İtilaf Devletleri çeşitli bölgelerde askerî denetim ve işgal uygulamalarını genişletti. 15 Mayıs 1919’da Yunan birliklerinin İzmir’e çıkması, Anadolu’da zaten var olan tepkileri daha görünür hâle getirdi.

1919 baharında Anadolu’da tek merkezden yönetilen, bütün toplumsal kesimleri temsil eden birleşik bir direniş hareketi henüz yoktu. Yerel müdafaa-i hukuk örgütleri, askerî kadrolar, eşraf, din adamları ve farklı siyasi çevreler, işgal ihtimaline ve güvenlik sorunlarına değişik biçimlerde karşılık veriyordu. İstanbul hükûmetinin hareket alanı ise hem savaşın yenilgisi hem de İtilaf Devletlerinin baskısı nedeniyle daralmıştı.

İşgallere verilen tepkilerin tek bir siyasi programa dönüşmesi kendiliğinden gerçekleşmedi. Yerel müdafaa-i hukuk çevrelerinin öncelikleri ve faaliyet alanları farklıydı; bu girişimler arasında haberleşme ve ortak karar alma imkânlarının geliştirilmesi gerekiyordu. 1919 boyunca giderek önem kazanan meselelerden biri, farklı bölgeler adına kimin hangi yetkiyle konuşabileceğiydi. Heyet-i Temsiliye’nin ortaya çıkışı ve faaliyetleri, bu temsil ve koordinasyon arayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir. 13

Samsun’dan Ankara’ya uzanan gelişmeleri anlamak için yalnızca Mustafa Kemal Paşa’nın kararlarına değil, bu dağınık girişimlerin nasıl ortak bir temsil ve karar alma düzenine dönüştüğüne de bakmak gerekir. 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi, önceden kesinleşmiş bir sonucun değil, yaklaşık bir yıl boyunca şekillenen siyasi ve örgütsel mücadelenin ürünüdür.

Samsun’dan Amasya’ya: Görev, temas ve ortak hareket çağrısı

Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı hükûmetinin görevlendirmesiyle 9. Ordu Kıtaatı Müfettişi sıfatıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaştı. Görevin resmî çerçevesi, bölgedeki asayiş sorunlarının incelenmesi, askerî birliklerin durumu ve silahların denetimi gibi konuları kapsıyordu. Bu yetkiler, kendisine askerî ve sivil makamlarla haberleşme imkânı da sağlıyordu. Sonraki gelişmelerden hareketle, görevlendirmenin başından itibaren bütün aşamaları belirlenmiş bir bağımsızlık programı olduğu varsayılamaz.

Müfettişlik göreviyle sağlanan haberleşme ve temas imkânları, Anadolu’daki askerî ve sivil çevreler arasında ilişkilerin kurulmasında etkili oldu. Ancak resmî görevin sağladığı yetki ile İstanbul hükûmetinin denetiminden bağımsız bir siyasi hareket adına davranma iddiası aynı şey değildi. Amasya’ya uzanan haftalarda belirginleşen gerilim de bu ayrımdan doğdu: Hareketin dayanağı yalnızca bir Osmanlı görevlendirmesi olarak kalacak mı, yoksa farklı bölgelerin katılımıyla daha geniş bir meşruiyet zemini mi aranacaktı? Bu soru, genelgenin örgütlenmeye ilişkin hükümlerini anlamak bakımından önemlidir. 2

Samsun çevresindeki güvenlik sorunları yalnızca tek bir topluluğun faaliyetlerine indirgenemez. Savaş sonrası otorite boşluğu, silahlı grupların faaliyetleri, karşılıklı şiddet ve bölgedeki farklı toplulukların güvenlik kaygıları bir arada değerlendirilmelidir. Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs’ta Havza’ya geçti. Buradan işgallere karşı protesto toplantıları yapılmasını ve tepkilerin ilgili makamlara bildirilmesini teşvik eden yazışmalar yürüttü. 28 Mayıs tarihli Havza Genelgesi bu dönemin belirgin belgelerindendir. 1

22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi, hareketin siyasi dilinde önemli bir eşik oluşturdu. Genelgede ülkenin bütünlüğü ve bağımsızlığının tehlikede olduğu ileri sürülüyor; İstanbul hükûmetinin sorumluluğunu yerine getiremediği belirtiliyor ve çözümün milletin kendi iradesine dayanması gerektiği savunuluyordu. Ayrıca Sivas’ta ulusal nitelikte bir kongre toplanması için temsilci gönderilmesi çağrısı yapılıyordu. 2

Bu belgeyi 1920’deki meclis düzeniyle özdeşleştirmek doğru değildir. Amasya’da henüz seçilmiş ve bütün ülke adına yasama yetkisi kullanan bir kurum kurulmamıştı. Bununla birlikte genelge, yerel direniş girişimlerini ortak bir siyasi program ve temsil fikri etrafında birleştirme çabasını açık biçimde ortaya koydu. İstanbul’la yaşanan yetki gerilimi de bu süreçte derinleşti.

Amasya Genelgesi, siyasi bir itirazın yanında örgütlenmeye yönelik somut bir çağrı içeriyordu. Sivas’ta toplanması öngörülen kongreye farklı sancaklardan temsilciler gönderilmesinin istenmesi, ortak kararlar için daha geniş bir katılım ve meşruiyet dayanağı oluşturma arayışını gösteriyordu. Bununla birlikte temsilcilerin belirlenmesi ve kongreye ulaşması, dönemin haberleşme, ulaşım ve güvenlik koşullarıyla sınırlıydı. Bu nedenle çağrının ülke çapındaki hedefi ile gerçekleşen katılımın kapsamı ayrı değerlendirilmelidir. 2

Erzurum ve Sivas: Bölgesel savunmadan ortak temsil iddiasına

23 Temmuz–7 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Erzurum Kongresi, doğu vilayetlerinin güvenliği ve siyasi geleceğine ilişkin kaygılardan doğdu. Kongreyi yalnızca Mustafa Kemal Paşa’nın kişisel girişimi olarak değerlendirmek, bölgedeki müdafaa-i hukuk örgütlerinin hazırlıklarını ve delegelerin rolünü gözden kaçırır. Mustafa Kemal, askerlikten ayrıldıktan sonra kongreye sivil sıfatıyla katıldı ve başkan seçildi. 3

Erzurum Kongresi’nde ülke topraklarının bütünlüğü, dış müdahaleye karşı direnme ve millî iradenin belirleyiciliği gibi ilkeler öne çıktı. Manda ve himayenin kabul edilemeyeceği savunuldu; buna karşılık dış desteğin bağımsızlıkla hangi koşullarda bağdaşabileceği tartışması sonraki aylarda sürdü. Kongre bir Heyet-i Temsiliye oluşturdu. Katılım ağırlıklı olarak doğu vilayetlerinden gerçekleşse de alınan kararlar bu bölgenin ötesine uzanan siyasi hedefler taşıyordu.

Kongre kararlarında saltanat ve hilafetin korunmasına yönelik ifadeler de yer alıyordu. Bu dil, 1919’daki hareketin meşruiyetini hâlâ Osmanlı siyasal düzeninin kavramları içinde kurmaya çalıştığını gösterir. Kongrelerin millî iradeye yaptığı vurgu ile padişahlık kurumuna dönük tutumları, sonraki yılların sonuçları geriye taşınmadan, kendi tarihsel koşullarında değerlendirilmelidir. 3

4–11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, bu temsil iddiasını daha geniş bir zemine taşımayı amaçladı. Kongreye katılımın bölgelere göre eşit ve eksiksiz olduğu söylenemez. Ulaşım, güvenlik, siyasi baskı ve delege seçimi sorunları katılımı sınırlandırdı. Yine de kongre, çeşitli müdafaa-i hukuk kuruluşlarının Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmesi yönünde karar alarak örgütsel parçalanmayı azaltmaya çalıştı. 4

Sivas’ta Amerikan mandası önerisi de açıkça tartışıldı. Bazı delegeler, savaş sonrası ekonomik ve askerî güçlükler karşısında Amerikan desteğinin bir çıkış yolu olabileceğini düşünüyordu; buna karşı çıkanlar ise böyle bir ilişkinin siyasi bağımsızlığı sınırlayabileceğini savunuyordu. Tartışmaların ardından Amerikan Senatosundan Anadolu’daki koşulları inceleyecek bir heyet gönderilmesinin istenmesi benimsendi. Bu sonuç, kongrenin bir Amerikan mandası kurma kararı aldığı anlamına gelmez; bağımsızlık hedefi ile dış yardım arayışının aynı dönemde tartışılabildiğini gösterir. 4 5

Kongre delegelerinin belirlenmesinde yerel müdafaa-i hukuk örgütleri ve dönemin siyasi çevreleri etkiliydi. Bu yapı, nüfusun tamamını kapsayan genel ve eşit oyla kurulmuş bir temsil düzeni değildi; kadınlar kongrelerde seçilmiş delege olarak yer almıyordu. Erzurum kararlarında Müslüman nüfusun birlik ve dayanışmasına yapılan vurgu ile gayrimüslimlerin mevcut haklarına ilişkin hükümler birlikte bulunuyordu. Bu ifadeler, dönemin siyasi topluluk ve hak anlayışını yansıtır; kongrelerin bütün toplumsal kesimleri eşit düzeyde temsil ettiğini göstermez. 3

Heyet-i Temsiliye’nin temsil alanı Sivas’ta genişletildi. Böylece farklı yerel kuruluşlar arasında yazışma, örgütlenme ve karar alma süreçlerini koordine eden bir merkez güçlendi. Bu merkez, bütün nüfusun doğrudan seçtiği bir kurum olmamakla birlikte dağınık savunma girişimlerinin ortak siyasi hareket hâline gelmesinde rol oynadı. 6

Eylül 1919 sonrasında İstanbul hükûmetiyle Anadolu’daki hareket arasında çatışma ve müzakere birlikte sürdü. Ekim ayında gerçekleşen Amasya Görüşmeleri, Heyet-i Temsiliye’nin İstanbul hükûmeti tarafından muhatap alınması bakımından dikkate değerdir. Bununla birlikte tarafların uzlaştığı her husus uygulanmadı; özellikle meclisin nerede toplanacağı tartışması devam etti. 7

Görüşmelerde seçimlerin yapılması ve Meclis-i Mebusanın yeniden toplanması öne çıktı. Meclisin İstanbul dışında toplanması konusunda Salih Paşa’nın benimsediği yaklaşım ise İstanbul hükûmeti tarafından uygulamaya geçirilmedi. Böylece temsilin hangi merkezde somutlaşacağı sorunu açık kaldı. 1919 sonundaki seçimler, bu nedenle Anadolu hareketinin mevcut Osmanlı kurumları üzerinden meşruiyet arayışından ayrı düşünülemez. 7

Büyük Millet Meclisi’ne: Seçim, işgal ve yeni siyasi merkez

1919 sonbaharında Osmanlı Meclis-i Mebusanı için seçimlerin yapılması, Anadolu hareketinin meşruiyet arayışında yeni bir aşama açtı. Heyet-i Temsiliye, seçilecek mebuslarla ilişkiler kurmaya çalıştı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı 12 Ocak 1920’de İstanbul’da toplandı. 28 Ocak’ta kabul edilen, 17 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan Misak-ı Millî, barışın hangi siyasi esaslar çerçevesinde kabul edilebileceğine ilişkin talepleri ortaya koydu. Bu metin, Erzurum ve Sivas’ta savunulan bazı ilkelerle ilişkiliydi; fakat kongre kararlarıyla kelimesi kelimesine aynı belge değildi. 8 9 10

16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletlerince resmen işgal edilmesi ve bazı mebusların tutuklanması, mevcut parlamenter düzenin çalışmasını ağır biçimde sekteye uğrattı. Meclis-i Mebusan 18 Mart’ta çalışmalarına ara verdi. Bu gelişmeler, Anadolu’da yeni bir meclis toplanması yönündeki girişimi hızlandırdı. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mart tarihli çağrısıyla Ankara’da olağanüstü yetkili bir meclis için seçim yapılması istendi; İstanbul’dan gelebilen mebusların da bu yapıya katılması öngörüldü. 11

İstanbul’daki meclisin çalışmalarının durması, temsil meselesini daha keskin bir biçimde gündeme getirdi. Bir yandan son Osmanlı seçimleriyle ortaya çıkmış mebusluk sıfatının devamlılığı, öte yandan işgal altındaki başkentte karar almanın güçleşmesi söz konusuydu. Ankara’da yeni bir meclis toplanması önerisi, bu iki duruma birlikte cevap vermeyi amaçladı: İstanbul’dan katılabilecek mebuslarla yeni seçilecek temsilcileri aynı siyasi çatı altında buluşturmak ve savaş koşullarında karar alabilecek bir merkez oluşturmak. Bu düzenleme, İstanbul’daki meclisin basitçe başka bir şehre taşınması olarak görülmemelidir. Meclisler arasındaki devamlılık ve Ankara’da yeni bir siyasi otoritenin oluşumu, tarih yazımında farklı yönleri vurgulanan bir meseledir. 11 33 34

23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi açıldı. İlk oturuma en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Mebusu Şerif Bey başkanlık etti; Mustafa Kemal Paşa ertesi gün Meclis başkanlığına seçildi. Açılışın cuma namazı ve dinî törenlerle birlikte düzenlenmesi, dönemin toplumsal meşruiyet dilinin önemli bir unsuruydu. Yeni meclis, bağımsızlık mücadelesini sevk ve idare edecek siyasi bir merkez oluştururken yasama ve yürütme yetkilerini kendi bünyesinde toplamaya yöneldi. 12 11

Bu yeni merkezin niteliği, yalnızca açılış töreninden veya üyelerin kimliğinden anlaşılamaz. Meclis, siyasi kararların alınması ve mücadelenin sevk edilmesi bakımından kendi otoritesini kurmaya çalışırken, temsil iddiasını hem yeni seçimlerle hem de İstanbul’dan gelen mebusların katılımıyla temellendirdi. Böylece 1919’daki kongre ve temsil heyeti tecrübesinden farklı bir kurumsal aşamaya geçildi. Bununla birlikte bu aşama, savaşın sonucu veya ileride benimsenecek devlet biçimi hakkında 23 Nisan günü kesinleşmiş bir hüküm anlamına gelmiyordu. 11

Meclisin açılışında dinî törenlere yer verilmesi, saltanat ve hilafetin geleceğine ilişkin tartışmaların henüz sonuçlanmadığı bir ortamda gerçekleşti. Anadolu hareketi, bir yandan İstanbul’daki hükûmetin otoritesine karşı yeni bir siyasi merkez kurarken diğer yandan Osmanlı meşruiyetinin toplumda karşılık bulan dilinden yararlanıyordu. Bu durum, 1920’deki siyasi hedeflerin daha sonra ortaya çıkacak anayasal ve kurumsal sonuçlarla bütünüyle aynı olmadığını hatırlatır. 12

Ankara’da toplanan meclis, 19 Mart çağrısı üzerine seçilen temsilciler ile İstanbul’daki son Meclis-i Mebusan’dan katılabilen üyeleri bir araya getirdi. 19 Mart 1920 tarihli seçim çağrısı, Ankara’da toplanacak meclis için seçim esaslarını belirliyordu; ancak bu esasların her bölgede fiilen nasıl uygulandığı yalnızca çağrı metninden hareketle kesinleştirilemez. Kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkı bulunmuyordu; bu haklar 1934’te tanındı. Farklı siyasi eğilimlerin ve görüş ayrılıklarının varlığına karşın bu meclis, savaş koşullarında oluşmuş ve dönemin sınırlı seçme ve seçilme düzenine dayanmıştı. Bu sınırlılıkları belirtmek, meclisin bağımsızlık mücadelesindeki siyasi işlevini göz ardı etmeyi gerektirmez. 11 35

Samsun’dan Ankara’ya uzanan süreçte temel dönüşüm, bölgesel protesto ve savunma girişimlerinden, kararlarını ülke adına alma iddiasında bulunan bir meclis düzenine geçişti. 23 Nisan 1920 bağımsızlık mücadelesinin tamamlandığı tarih değil; mücadelenin siyasal otorite ve temsil bakımından yeni bir aşamaya geçtiği tarihtir. Cephelerdeki savaş, diplomatik müzakereler ve yeni devletin hukukî biçimi bundan sonraki yıllarda şekillenecekti.

Ankara’da yeni bir meclisin açılması, siyasi temsil arayışını kurumsal bir zemine taşıdı. Ancak bu otoritenin savaş koşullarında sürdürülebilmesi, farklı cephelerdeki askerî gelişmelere, kaynakların seferber edilmesine ve dış ilişkilerdeki değişimlere bağlıydı.

Cepheler ve Diplomasi: Askerî Mücadeleden Lozan Barışına

Doğu ve Batı cepheleri: Ayrı koşullar, ortak savaş yönetimi

Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla askerî mücadele tek biçimli bir cephe savaşına dönüşmedi. Doğuda Ermenistan Cumhuriyeti ile yaşanan çatışmalar, batıda Yunan ordusunun ilerleyişi, güneyde ise Fransız kuvvetleri ve yerel direniş arasındaki mücadele farklı siyasi ve askerî koşullara sahipti. Ankara hükûmeti, düzenli birliklerin sevk ve idaresi, yerel silahlı güçlerle ilişkiler, ikmal ve dış destek sorunlarını eş zamanlı olarak ele almak zorundaydı. Bu cephelerin sonuçları birbirini etkiledi; ancak her gelişme tek bir komuta kararının doğrudan sonucu değildi. 14 17

1920 sonbaharında Doğu Cephesi’nde Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki birliklerle Ermenistan Cumhuriyeti kuvvetleri arasında savaş yaşandı. Sarıkamış ve Kars’ın Türk birliklerinin denetimine geçmesini izleyen süreçte 2–3 Aralık 1920 gecesi Gümrü Antlaşması imzalandı. Bununla birlikte Ermenistan’da Sovyet yönetiminin kurulması nedeniyle antlaşma karşılıklı onaylanarak bütünüyle yürürlüğe girmedi. Doğu sınırına ilişkin düzenlemeler, Sovyet Rusya ile 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ve Kafkas cumhuriyetleriyle 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması çerçevesinde yeniden şekillendi. 14 15 16

Doğu Cephesi’ndeki gelişmeler, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Doğu Anadolu ile Kafkasya’da yaşanan nüfus hareketleri, zorunlu yer değiştirmeler, sivillere yönelik şiddet ve ağır can kayıplarının oluşturduğu tarihsel bağlamdan bağımsız değerlendirilemez. Osmanlı Ermenilerinin 1915’te maruz kaldığı tehcir, yaygın can kayıpları ve yerinden edilme, 1920’de Ermenistan Cumhuriyeti ile yaşanan savaştan ayrı bir tarihsel süreçtir. 1915–1916’da Osmanlı Ermenilerine yönelik kitlesel tehcir ve öldürmeler, Ermeni Soykırımı üzerine yapılan kapsamlı tarih araştırmalarında belgelenmiş ve soykırım çerçevesinde incelenmiştir. Olayların adlandırılmasına karşı çıkan veya farklı hukuki ve siyasi yorumlar geliştiren çalışmalar da bulunmaktadır; ancak bu görüş ayrılığı, tarihsel kanıtların eşit ağırlıkta iki karşıt açıklamaya bölündüğü anlamına gelmez. Bu yazı, 1918–1923 dönemine odaklandığı için 1915–1916 sürecini ayrıntılarıyla incelemez; buna karşılık bu sürecin insani sonuçlarını ve sonraki siyasi ve toplumsal koşullara etkilerini göz ardı etmez. 14 15 26 27

Güneyde Fransız askerî varlığına ve onunla bağlantılı yerel çatışmalara karşı direniş, düzenli ordu harekâtından farklı bir seyir izledi. 20 Ekim 1921’de Ankara hükûmeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara İtilafnamesi, güneydeki çatışmaların sona erdirilmesi ve sınırın belirlenmesi bakımından önemli bir diplomatik aşamaydı. Anlaşma, karşılıklı askerî çekilmenin belirli bir süre içinde gerçekleştirilmesini, savaş esirleri ve tutuklulara ilişkin düzenlemeleri ve İskenderun bölgesinde özel bir idari rejimi de içeriyordu. Böylece cephelerdeki mücadele ile diplomatik temasların birbirinden bütünüyle ayrı dönemler olmadığı görülür. 25 28

Anlaşmanın imzalanmasıyla güneydeki askerî baskının azalması, Ankara’nın Batı Cephesi’ne daha fazla dikkat ve kaynak ayırabilmesi bakımından önem taşıyordu. Ancak diplomatik anlaşma, sınır bölgelerindeki bütün toplumsal ve siyasi meseleleri kendiliğinden çözmedi. Cephelerin birbirine etkisi, yalnızca birliklerin yer değiştirmesiyle değil, güvenlik koşullarının ve diplomatik seçeneklerin değişmesiyle de ortaya çıktı. 25

Batıda Yunan ordusuna karşı başlangıçta yerel ve bölgesel direniş güçleri önemli rol oynadı. Fakat dağınık kuvvetlerin ortak bir askerî düzen içinde yönetilmesi, sevk, disiplin ve ikmal bakımından güçlükler doğuruyordu. Düzenli orduya geçiş, bu sorunlara verilen bir cevaptı; aynı zamanda bazı Kuvâ-yı Milliye önderleriyle Ankara yönetimi arasında anlaşmazlıklara yol açtı. Ocak ve Mart–Nisan 1921’deki İnönü muharebeleri, yeni askerî örgütlenmenin sınandığı aşamalar oldu. Buna rağmen Yunan ordusunun ilerleyişi sona ermedi. 17

1921 yazında Kütahya ve Eskişehir çevresindeki muharebelerden sonra Türk kuvvetlerinin Sakarya’nın doğusuna çekilmesi, Ankara açısından ciddi bir askerî ve siyasi bunalım yarattı. Bu geri çekilme, savaşın sonucunun henüz belirsiz olduğunu gösterir. Doğu Cephesi’nde oluşan nispi güvenlik, batıdaki mücadeleye kaynak aktarılmasına katkıda bulunsa da Batı Cephesi’nin ihtiyaçlarını tek başına karşılamıyordu. 17

Sakarya’nın doğusuna çekilme, ordunun dağılmasını önlemeye ve savunmayı yeniden kurmaya yönelikti. Ancak Ankara’ya yönelik tehdit algısını artırarak Mecliste askerî yönetimin yetkileri ve savaşın sürdürülmesi konusundaki tartışmaları keskinleştirdi. 17 18

Sakarya’dan Büyük Taarruz’a: Savunma, hazırlık ve sonuç

5 Ağustos 1921’de Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’ya belirli bir süre için geniş yetkilerle başkomutanlık görevi verdi. Cephedeki durum, askerî komuta kadar insan gücü, ulaştırma ve malzeme tedarikini de belirleyici hâle getirmişti. Tekâlif-i Milliye emirleriyle çeşitli mal ve hizmetlerin ordu ihtiyaçları için sağlanması öngörüldü. Bu tedbirler savaş kapasitesini artırma arayışının yanında sivil toplum üzerinde ağır yükler de oluşturuyordu. 17 18

Başkomutanlık yetkisinin belirli bir süre için verilmesi, Meclisin olağanüstü savaş koşullarında karar alma ve yürütme ilişkisini yeniden düzenlediğini gösterir. 7–8 Ağustos 1921’de yayımlanan on Tekâlif-i Milliye emri kapsamında ilçelerde komisyonlar kuruldu; hanelerden belirli giyim eşyaları istendi, bazı ticari mal ve erzak stoklarının yüzde kırkına bedeli daha sonra ödenmek üzere el konulması, taşıt ve yük hayvanlarının belirli bir bölümünün ordu hizmetine alınması öngörüldü. Bu uygulamalar, cephedeki askerin ihtiyaçlarıyla cephe gerisindeki üretim, taşıma ve tüketim imkânları arasındaki bağı somutlaştırır. Kaynakların seferber edilmesi, savaşın sürdürülebilirliği için önemli olmakla birlikte farklı toplumsal kesimlerin bu yükü aynı biçimde taşıdığı varsayılamaz. 17 18 29 30

23 Ağustos–13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi, Yunan ordusunun Ankara yönündeki ilerleyişinin durdurulduğu bir savunma savaşıydı. Muharebeler geniş bir alana yayıldı ve her iki taraf da ciddi kayıplar verdi. Mustafa Kemal Paşa’nın savunmayı tek bir çizgiye bağlamayan yaklaşımı, muharebenin seyrinde etkili oldu. Sonuç, Ankara hükûmetinin askerî ve siyasi konumunu güçlendirdi; ancak Yunan kuvvetleri Batı Anadolu’dan henüz çıkarılmamıştı. 18

Sakarya’dan sonra hemen kapsamlı bir taarruza geçilmedi. Yaklaşık bir yıl boyunca birliklerin eğitimi, komuta düzeni, silah ve mühimmat temini ile lojistik hazırlıklar üzerinde çalışıldı. Bu dönem, savaşın yalnızca cephedeki muharebelerle değil, Meclisteki yetki tartışmaları, mali imkânlar ve dış ilişkilerle de yürütüldüğünü gösterir. 19

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’taki Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Yunan ordusunun ana kuvvetleri açısından ağır bir yenilgiye dönüştü. Türk birlikleri takip harekâtıyla batıya ilerledi ve 9 Eylül’de İzmir’e girdi. Askerî başarının arkasında Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığı kadar Batı Cephesi komuta kademesinin, düzenli birliklerin, ikmal örgütlenmesinin ve sivil desteğin payı vardı. 17 19

1922’de Yunan ordusunun geri çekilmesi ve Türk birliklerinin takip harekâtı sırasında Batı Anadolu’da yerleşimlerin zarar görmesi, yangınlar ve sivil nüfusun yer değiştirmesi savaşın askerî sonuçlarının ötesindeki insani boyutunu oluşturdu. Bu gelişmelerin kapsamı ve sorumluluğu, farklı yerleşimlerdeki koşullar ve belgeler üzerinden ayrı ayrı incelenmelidir. 19 31

Eylül 1922’de İzmir’de çıkan büyük yangın, şehirdeki yıkımı ve liman çevresinde toplanarak ayrılmaya çalışan Rum ve Ermeni sivillerin yaşadığı insani krizi ağırlaştırdı. Yangının çıkışına ve sorumluluğuna ilişkin değerlendirmeler tartışmalıdır; bu tartışma, yıkım ve zorunlu göçün tarihsel gerçekliğini ortadan kaldırmaz. Bu yıkımın ve zorunlu göçün toplumsal izleri sonraki yıllarda da sürdü. 31

Yunanistan’a ulaşan mülteciler için barınma, yardım, sağlık hizmetleri ve geçim imkânlarının sağlanması ise savaşın ve yerinden edilmenin uzun süreli insani sonuçlarından biriydi. 32

Büyük Taarruz, Batı Anadolu’daki savaşın askerî sonucunu belirledi; ancak İstanbul, Boğazlar ve Doğu Trakya’nın statüsü henüz çözümlenmemişti. Askerî başarıdan kalıcı barış düzenine geçiş ayrıca müzakere gerektiriyordu. 19 20

Mudanya ve Lozan: Ateşkesten barış düzenine

1922 Eylülünde Türk kuvvetlerinin Boğazlar yönünde ilerlemesi, bölgedeki İtilaf Devletleri birlikleriyle yeni bir çatışma ihtimalini gündeme getirdi. İngiltere, Fransa ve İtalya’nın tutumları aynı değildi. 3 Ekim’de Mudanya’da başlayan görüşmelerde Ankara hükûmetini İsmet Paşa temsil etti. 11 Ekim 1922’de imzalanan mütareke, Doğu Trakya’nın savaşılmadan Ankara yönetimine devrinin yolunu açtı. Ancak İstanbul ve Boğazlar üzerindeki İtilaf askerî varlığı derhâl sona ermedi. 20

Mudanya, 1922’deki askerî sonuçları yeni bir ateşkes çerçevesine taşıdı; nihai barış antlaşmasının yerini tutmuyordu. Aynı dönemde İstanbul hükûmeti ile Ankara hükûmetinin uluslararası görüşmelerde kimin adına konuşacağı sorunu belirginleşti. Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırması, bu yetki ve temsil geriliminin çözümünde önemli bir adımdı. Bu kararın sonraki Cumhuriyet ilanıyla aynı olay olmadığı, dönemin farklı siyasi ve hukuki aşamalarının birbirinden ayrılması gerektiği unutulmamalıdır. 21

Lozan Barış Konferansı 20 Kasım 1922’de başladı. Türk heyetine İsmet Paşa başkanlık etti. Görüşmelerde sınırlar, kapitülasyonlar, Osmanlı borçları, Boğazların statüsü, azınlıkların hakları ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki nüfus meseleleri ele alındı. Tarafların talepleri arasında ciddi ayrılıklar vardı; konferans Şubat 1923’te kesintiye uğradı ve Nisan ayında yeniden başladı. 24 Temmuz 1923’te barış antlaşması imzalandı. 21 22

Lozan barış düzeni, kapitülasyonların kaldırılmasını kabul ederek Türkiye’nin hukukî ve ekonomik egemenlik talepleri bakımından önemli bir sonuç doğurdu. Bununla birlikte her mesele Ankara’nın istediği biçimde sonuçlanmadı: Musul sorunu sonraki görüşmelere bırakıldı; 24 Temmuz 1923 tarihli Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlar için uluslararası denetim ve askerî sınırlamalar içeren ayrı bir rejim kurdu. Türkiye ve Yunanistan arasında 30 Ocak 1923’te imzalanan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi ise dinî aidiyete dayalı zorunlu yer değiştirmeyi öngördü. Sözleşmenin ilk maddesi, Türkiye’deki Rum Ortodoks Türk vatandaşları ile Yunanistan’daki Müslüman Yunan vatandaşlarının zorunlu mübadelesini düzenlerken ikinci maddesi İstanbul’daki belirli Rum nüfus ile Batı Trakya’daki Müslüman nüfusu istisna tutuyordu. Mülkiyet ve tasfiye konularına ilişkin hükümler de göçün yalnızca nüfus hareketi değil, hukuki ve ekonomik bir dönüşüm olduğunu gösterir. Bu düzenleme, göçe tabi topluluklar açısından ağır insani ve toplumsal sonuçlar doğurdu. 21 23 24

Boğazlar rejimi ile nüfus mübadelesi düzenlemesinin ayrı sözleşmelerle ele alınması, Lozan’ı tek bir metinden ibaret görmemek gerektiğini hatırlatır. Boğazların geçiş ve güvenlik koşulları uluslararası ilişkilerle bağlantılıyken nüfus mübadelesi insanların yerleşim, mülkiyet ve toplumsal bağlarını doğrudan etkiliyordu. Bu iki düzenleme, diplomatik uzlaşmanın hukuki biçimi ile toplum üzerindeki etkisinin ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini ortaya koyar. 23 24

24 Temmuz 1923, Millî Mücadele’nin uluslararası barış düzeni bakımından temel eşiklerinden biriydi. Fakat antlaşmanın imzalanmasıyla bütün sınır, egemenlik ve toplum meseleleri bir anda çözülmedi. Savaş sırasında kurulan Ankara merkezli siyasi otoritenin diplomatik muhatap olarak kabul edilmesi ile ilerleyen aylarda belirlenecek devlet biçimi ayrı tarihsel gelişmelerdir. Samsun’dan Lozan’a uzanan dönüşümün önemi de bu ayrımda görünür: Siyasi temsil, askerî örgütlenme ve diplomatik müzakere birbirini etkiledi; hiçbiri tek başına sonraki bütün sonuçları önceden belirlemedi. 21 22

Kaynaklar

  1. Havza Genelgesi — Atatürk Ansiklopedisi

  2. Amasya Tamimi — Atatürk Ansiklopedisi

  3. Erzurum Kongresi — Atatürk Ansiklopedisi

  4. Sivas Kongresi — Atatürk Ansiklopedisi

  5. Sivas Kongresinin ABD Senatosuna 9 Eylül 1919 tarihli başvurusu (Harbord Raporu, Ek F) — ABD Dışişleri Bakanlığı, Foreign Relations of the United States, 1919, c. II, s. 888–889

  6. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti — Atatürk Ansiklopedisi

  7. Amasya Mülâkatı — Atatürk Ansiklopedisi

  8. Misak-ı Millî — Atatürk Ansiklopedisi

  9. Meclis ve Millî Egemenlik Yazıları Seçkisi — Türkiye Büyük Millet Meclisi, der. Hamit Emrah Beriş, Ankara: TBMM, 2022, s. 102–103 (“Misak-ı Millî Beyannamesi” başlıklı bölüm ve belge görseli)

  10. Misâk-ı Millî — TÜBİTAK Ansiklopedi

  11. Yüzüncü Yılında TBMM: Oluşumu, Çalışma Şartları ve İşlevleri — TBMM (ed. Yusuf Tekin; yardımcı editörler Mustafa Çağatay Okutan, Pınar Aydoğan, İrşat Sarıalioğlu ve Metin Özkan; Ankara: TBMM, 2020, 2 cilt). İlgili çalışma: Cemal Fedayi, “1920 Seçimleri ve I. Meclis (1920–1923)”, c. I, s. 99–123 (özellikle s. 100–106 ve 110).

  12. Kurtuluş Savaşı Müzesi: Meclisin Açılışı — TBMM

  13. Heyet-i Temsiliye — Ergun Aybars, Atatürk Ansiklopedisi (23 Mart 2021).

  14. Millî Mücadele’de Doğu Cephesi — Atatürk Ansiklopedisi.

  15. Atatürk Döneminde Türkiye-Ermenistan İlişkileri — Atatürk Ansiklopedisi.

  16. Kars Antlaşması — Atatürk Ansiklopedisi.

  17. Millî Mücadele’de Batı Cephesi — Atatürk Ansiklopedisi.

  18. Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos–13 Eylül 1921) — Atatürk Ansiklopedisi.

  19. Büyük Taarruz — Atatürk Ansiklopedisi.

  20. Mudanya Mütarekesi — İhsan Güneş, Atatürk Ansiklopedisi

  21. Lozan Barış Antlaşması — Ahmet Mumcu, Atatürk Ansiklopedisi

  22. Atatürk Döneminde Türkiye-İngiltere İlişkileri (1919–1938) — Atatürk Ansiklopedisi.

  23. Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme (30 Ocak 1923) — Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, antlaşma metni; ayrıca Milletler Cemiyeti Antlaşmalar Serisi, c. 32, No. 807.

  24. Boğazlar Rejimine İlişkin Sözleşme (24 Temmuz 1923) — Milletler Cemiyeti Antlaşmalar Serisi, c. 28, No. 702.

  25. Ankara İtilafnâmesi (1921) — İzzet Öztoprak, Atatürk Ansiklopedisi (10 Nisan 2024).

  26. A Question of Genocide: Armenians and Turks at the End of the Ottoman Empire — Ronald Grigor Suny, Fatma Müge Göçek ve Norman M. Naimark (ed.), Oxford University Press, 2011. 1915–1916 dönemindeki tehcir, kitlesel öldürmeler ve bunların tarihsel bağlamını Ermeni Soykırımı çerçevesinde inceleyen derleme eser.

  27. The Turkish-Armenian Historical Controversy: How to Name the Events of 1915? — M. Hakan Yavuz, Middle East Critique, 29(3), 2020, s. 345–365. 1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilmesine eleştirel yaklaşan, adlandırma ve hukuki-siyasi tartışmaları yazarın bakış açısından ele alan çalışma; [26] numaralı derlemeyle eşdeğer bir akademik uzlaşma göstergesi olarak kullanılmamıştır.

  28. 20 Ekim 1921 Ankara Anlaşması (Fransızca metin) — Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, antlaşma metni; özellikle 1–4, 7 ve 8. maddeler.

  29. Tekâlif-i Milliye Emirleri — Atatürk Ansiklopedisi; emirlerin içeriği, uygulama mekanizmaları ve yükümlülükler.

  30. Nutuk: Sakarya Meydan Muharebesi ve Müteakip Gelişmeler — Millî Vergiler Emri — Kara Harp Okulu, Nutuk metni; Tekâlif-i Milliye emirlerine ilişkin dönemin siyasi liderinin anlatısı (eleştirel kullanılmalıdır).

  31. Dante in Smyrna: imagery of destruction and forced migration from Turkey’s Aegean littoral in the early Republican period — Ümit Eser, Byzantine and Modern Greek Studies, 50(1), 2026, s. 89–106 (çevrim içi yayın: 8 Mayıs 2025). DOI: 10.1017/byz.2025.7. Çalışma, yangının failini belirlemekten ziyade yıkım ve zorunlu göçün sonraki dönem anlatılarındaki izlerini inceler.

  32. Self-Sufficiency out of Necessity: Refugee Self-Reliance Assistance in Interwar Greece — Evan Easton-Calabria, Refugees, Self-reliance, Development: A Critical History, Bristol University Press / Policy Press, 2022, bölüm 2, s. 25–58. DOI: 10.46692/9781529219111.002. Bu çalışma İzmir Yangını’nın nedeni veya sorumluluğunu değil, Yunanistan’daki mülteci yardımı ve geçim stratejilerini incelemek için kullanılmıştır.

  33. TBMM’nin Açılış Sürecinde Siyasi Yapılanma (Mart–Mayıs 1920) — Recep Murat Geçikli ve Doğan Koçak, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, c. 1, sy. 68 (2022), s. 111–119. DOI: 10.5152/AUJFL.2022.923891.

  34. Millî Mücadele ve Cumhuriyetin İlanı Arasındaki Dönemin (1919–1923) Adlandırılması Sorunu — Hilmi Bengi, Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, c. 9, sy. 1 (2022), s. 267–285.

  35. Kadın Temsiliyeti ve 1935 Seçimleri — Atatürk Ansiklopedisi; kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına ilişkin 1934 düzenlemeleri.

  36. Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1920 tarihli nüsha — Ankara, birinci sene, sy. 23, s. 1 ve 3 (özellikle “Tarihî Bir Vaka: Büyük Millet Meclisi” ve “Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor”); Millî Kütüphane kaynaklı gazete nüshasının dijital tıpkıbasımı.

  37. T. B. M. M. Zabıt Ceridesi: Birinci İçtima, 23 Nisan 1336 (1920) — Türkiye Büyük Millet Meclisi, Devre I, İçtima Senesi 1, c. 1, Birleşim 1, özellikle s. 1–2; TBMM resmî tutanak yayını.