1915’in sonunda Gelibolu’dan ayrılan Mustafa Kemal, artık yalnız birkaç yıl önce Kuzey Afrika’ya gizlice geçen genç bir kurmay subay değildi. Çanakkale’de tümen ve grup seviyesinde komuta sorumluluğu üstlenmiş, ağır muharebelerin içinde tanınmış ve askerî hiyerarşide yükselmişti. Fakat Osmanlı Devleti için savaş bitmekten uzaktı. İmparatorluğun doğusunda Rus orduları ilerliyor, güneyinde İngiliz kuvvetleri Filistin ve Mezopotamya yönlerinde baskıyı artırıyor, devletin insan ve malzeme kaynakları ise giderek daha geniş bir cephe sistemine dağılıyordu.
Mustafa Kemal’in 1916 ile 1918 arasındaki askerî hayatı bu çözülme ortamında şekillendi. Kafkas Cephesi’nde 16. Kolorduya komuta etti; Muş ve Bitlis’in geri alınmasına katıldı. 1917’de 2. Ordu Komutanlığına yükseldi. Aynı yıl kurulan Yıldırım Orduları Grubu içinde 7. Ordu Komutanlığına getirildi ve Alman Mareşal Erich von Falkenhayn’la cephe stratejisi konusunda ciddi anlaşmazlıklar yaşadı. Görevden ayrıldıktan sonra Veliaht Vahdettin’in Almanya seyahatine katıldı. 1918 yazında yeniden 7. Ordu Komutanı olarak Filistin’e döndüğünde ise karşısında artık taarruz gücü tükenmek üzere olan bir Osmanlı ordusu ile son büyük harekâtına hazırlanan İngiliz Mısır Sefer Kuvveti bulunuyordu. [1]
Bu safhayı yalnız “Mustafa Kemal’in yükselişi” olarak okumak, dönemin tarihsel gerçekliğini daraltır. 1916–1918 yılları aynı zamanda Osmanlı ordusunun insan gücü, beslenme, ulaşım ve ikmal bakımından ağır biçimde zorlandığı; Rus Devrimi’nin doğudaki askerî dengeyi değiştirdiği; Osmanlı-Alman ittifakı içindeki komuta sorunlarının belirginleştiği ve Filistin’deki büyük yenilginin imparatorluğun askerî çöküşünü hızlandırdığı yıllardı. Mustafa Kemal’in kararlarını anlamak için yalnız onun ne yaptığına değil, hangi seçeneklere sahip olduğuna ve bu seçeneklerin hangi kurumsal ve stratejik sınırlar içinde oluştuğuna bakmak gerekir. [17]
Özet
Mustafa Kemal, Çanakkale’den sonra 1916’da 16. Kolordu ile Doğu Anadolu’ya gönderildi. Kolordusu 27 Mart’ta Diyarbakır’da 2. Ordu emrine girdi. Rus ordusunun 1916 başlarındaki ilerleyişiyle Erzurum ve Bitlis dâhil geniş bir saha Osmanlı denetiminden çıkmıştı. Mustafa Kemal komutasındaki birlikler ağustosta karşı taarruza geçti; Muş 7 Ağustos, Bitlis ise 8 Ağustos 1916’da geri alındı. Bu başarı önemli olmakla birlikte Kafkas Cephesi’ndeki genel kuvvet dengesini tek başına tersine çevirmedi. [2]
1917’de 2. Ordu Komutanlığına getirilen Mustafa Kemal kısa süre sonra oluşturulan Yıldırım Orduları Grubu bünyesindeki 7. Ordu Komutanlığını kabul etti. Yıldırım yapılanmasının ilk hedeflerinden biri Bağdat’ın geri alınmasıydı; fakat Filistin’deki İngiliz tehdidi ve kuvvetlerin yetersizliği bu planı tartışmalı hâle getiriyordu. Mustafa Kemal ile Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Falkenhayn arasında özellikle kuvvetlerin kullanımı, Filistin cephesinin savunulması ve Alman komutasının ağırlığı konularında anlaşmazlık çıktı. Mustafa Kemal Eylül 1917’de İstanbul’a kapsamlı raporlar gönderdi ve görüşlerinin kabul görmemesinin ardından ekim ayında görevden ayrıldı. [3]
Aralık 1917-Ocak 1918 arasında Veliaht Vahdettin’in Almanya seyahatine katılması, savaşın Batı ve Alman cephelerindeki genel durumunu gözlemleme imkânı sağladı. 1918 yazında sağlık sorunlarının ardından İstanbul’a döndü ve ağustos ayında yeniden 7. Ordu Komutanlığına atandı. [4]
19 Eylül 1918’de başlayan büyük İngiliz taarruzu —Britanya tarih yazımında Megiddo, Türk literatüründe çoğu zaman Nablus veya Filistin-Suriye bozgunu çerçevesinde ele alınır— Osmanlı 8. Ordusunun cephesini hızla yardı. 7. Ordu da kuşatılmamak için kuzeye çekilmek zorunda kaldı. İngiliz süvari birliklerinin derin ilerleyişi, hava saldırıları, haberleşme sisteminin bozulması ve Osmanlı kuvvetlerinin insan ve ikmal yetersizliği geri çekilmeyi büyük bir çözülmeye dönüştürdü. [5]
Mustafa Kemal’in 7. Ordusu Şeria’nın doğusuna ve ardından kuzeye çekildi. Şam savunulamadı; geri çekilme Rayak, Humus ve Halep yönünde devam etti. Ekim sonunda Halep’in kuzeyinde yeni bir savunma hattı oluşturuldu. Aynı sırada Osmanlı hükûmeti mütareke görüşmelerini sonuçlandırmış ve 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Mustafa Kemal 31 Ekim’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığını Liman von Sanders’ten devraldı. Grubun 7 Kasım’da kaldırılmasına kadar mütarekenin uygulanması, ordunun terhisi ve özellikle İskenderun çevresindeki İtilaf talepleri konusunda İstanbul’la görüş ayrılıkları yaşadı. [6]
Bu iki yıllık dönemin tarihsel önemi, gelecekteki Millî Mücadele’yi geriye doğru okuyarak bütün kararları ona bağlamakta değildir. Daha anlamlı olan; Mustafa Kemal’in bir imparatorluk ordusunun çözülme sürecinde cephe komutanlığı, ordu komutanlığı, müttefiklerle ortak komuta, stratejik geri çekilme ve mütareke uygulaması gibi birbirinden farklı askerî ve siyasî sorunlarla karşılaşmasını tarihsel şartları içinde izlemektir.
Kaynak ve yöntem notu. Bu çalışmada görev, tarih ve harekât kronolojisi mümkün olduğunca resmî belgeler, kurumsal yayınlar ve yayımlanmış askerî kayıtlarla doğrulanmıştır. Mustafa Kemal’in kendi rapor ve hatıraları, olayın aktörüne ait birincil kaynaklar olarak değerlendirilmiş; yalnız bu nitelikleri nedeniyle tarafsız veya eksiksiz kabul edilmemiştir. Kafkasya ve Filistin cephelerindeki olgusal anlatı farklı kurumsal kaynaklarla karşılaştırılmış, 1918 Filistin harekâtında karşı tarafın askerî tarih kaynaklarından da yararlanılmıştır. Mondros Mütarekesi’nin hükümlerinde resmî arşiv metni esas alınmıştır. Sonradan yaşanacak Millî Mücadele ve Cumhuriyet tecrübesi, 1916–1918 kararlarının içine geriye doğru yerleştirilmemiş; başarı, yenilgi ve anlaşmazlıklar kendi askerî ve siyasî bağlamları içinde değerlendirilmiştir.
Çanakkale’den Doğu Anadolu’ya
Çanakkale muharebeleri sona yaklaşırken Osmanlı askerî yönetiminin karşı karşıya bulunduğu sorun, yalnız Boğazları savunmak değildi. Doğuda Rus Kafkas Ordusu, 1916’nın başlarında yeniden taarruza geçmişti. Erzurum 16 Şubat’ta düştü; Rus ilerleyişi kısa sürede Muş, Bitlis ve Karadeniz kıyısındaki Trabzon’a kadar uzandı. Gelibolu’daki kuvvetlerin bir bölümü bu yeni ihtiyaç doğrultusunda başka cephelere kaydırıldı. [17]
Mustafa Kemal’in komutasındaki 16. Kolordu da bu çerçevede doğuya gönderildi. Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan 16. Kolordu belgelerine göre Mustafa Kemal’in kolordu komutanlığı 1915 Ağustosundan itibaren sürüyordu; kolordunun Doğu Cephesi’ne gönderilmesi ise Rusların Bitlis’i ele geçirmesinden sonra kesinleşti. Mustafa Kemal ve karargâhı 27 Mart 1916’da Diyarbakır’a ulaştı ve Ahmet İzzet Paşa’nın komuta ettiği 2. Ordu bünyesinde görev aldı. [2]
Doğu Anadolu, Gelibolu’dan farklı bir harp sahasıydı. Cephe çizgileri genişti; kara ulaşımı ve ikmal ağları yetersizdi; arazi dağlık, mesafeler uzun, yerleşim ve beslenme imkânları sınırlıydı. Savaş aynı zamanda yalnız iki düzenli ordunun muharebesinden ibaret değildi. Bölge, Osmanlı Ermenilerine yönelik 1915’te başlayan tehcir ve kitlesel öldürmelerin —çağdaş soykırım araştırmalarının büyük bölümünde Ermeni Soykırımı olarak nitelendirilen ve kapsamı, karar süreçleri ile uygulanış biçimleri üzerine akademik tartışmaların sürdüğü tarihsel sürecin— yanı sıra Rus işgali, yerel silahlı yapılanmalar, sivil nüfusun yer değiştirmesi, açlık ve salgınların birbirine geçtiği büyük bir insani yıkım alanına dönüşmüştü. Bu nedenle cephedeki askerî harekâtı, bölgenin sivil tarihinden tamamen kopuk biçimde anlatmak eksik kalır. [15]
Mustafa Kemal’in burada üstlendiği temel askerî sorun, mevcut kuvveti koruyarak Rus ilerleyişini sınırlandırmak ve uygun şart oluştuğunda kaybedilen mevzilerin bir bölümünü geri almaktı. 16. Kolordu bünyesinde özellikle 5. ve 8. tümenler bulunuyordu. Ağustos ayına gelindiğinde Osmanlı 2. Ordusu Rus kuvvetlerine karşı bir karşı harekâta girişti. [17]
Muş ve Bitlis: Yerel Başarı, Sınırlı Stratejik Sonuç
5 Ağustos 1916’da başlayan 16. Kolordu harekâtı birkaç gün içinde önemli sonuç verdi. ATAM’ın yayımladığı çalışma ve belgelere göre 5. Tümen ile 8. Tümen farklı kesimlerden taarruza geçti; Muş 7 Ağustos’ta, Bitlis ise 8 Ağustos’ta Rus kuvvetlerinden geri alındı. Mustafa Kemal aynı gün 2. Ordu Komutanlığına gönderdiği telgrafta iki şehrin ele geçirildiğini bildirdi. [7]
Bu harekât Mustafa Kemal’in Doğu Cephesi’ndeki en belirgin askerî başarısıydı. Ancak olayın kapsamını doğru belirlemek gerekir. Muş ve Bitlis’in geri alınması, Kafkas Cephesi’nde bütün savaşın yönünü değiştiren kesin bir stratejik zafer değildi. Rus ordusu hâlâ Doğu Anadolu’nun geniş bir bölümünde kuvvetliydi ve Osmanlı 2. Ordusunun aynı dönemde yürüttüğü daha geniş taarruz, hedeflenen genel sonucu sağlayamadı. [17]
Buradaki ayrım, biyografik tarihçilik bakımından önemlidir. Bir komutanın kendi sorumluluk alanındaki başarılı harekâtı ile ordular grubunun veya bütün cephenin stratejik sonucu aynı şey değildir. Mustafa Kemal’in kolordusu Muş ve Bitlis’te ölçülebilir bir başarı elde etti; fakat Osmanlı Devleti Rus ordusunu Kafkas Cephesi’nden çıkaramadı.
Mustafa Kemal’in rütbesi de bu dönemde yükseldi. 1 Nisan 1916’da mirlivalığa terfi ederek paşa oldu. Bu terfi, Çanakkale’de başlayan daha yüksek komuta sorumluluklarının Doğu Cephesi’nde devam ettiği bir döneme rastladı.
1916’nın sonlarından itibaren doğudaki askerî tablo farklılaşmaya başladı. Rusya’da büyüyen iç kriz ve 1917’de gerçekleşen devrimler, Rus ordusunun savaşma kapasitesini giderek azalttı. Böylece Osmanlı Devleti açısından 1916’da büyük tehdit oluşturan Kafkas Cephesi, 1917’nin ilerleyen dönemlerinde başka bir stratejik nitelik kazandı. [17]
Kolordudan Ordu Komutanlığına
Mustafa Kemal, Ahmet İzzet Paşa’nın yokluğunda bir süre 2. Ordu Komutanlığına vekâlet etti. 1917 başlarında önce oluşturulması planlanan Hicaz Kuvve-i Seferiyesi için görevlendirildi; birliğin oluşturulmasından vazgeçilmesinin ardından 7 Mart’ta 2. Ordu Komutanlığına vekâleten, 16 Mart 1917’de ise asaleten getirildi. Böylece henüz otuzlu yaşlarının ortalarında bir Osmanlı ordusunun komutanı olmuştu. [1]
Bu yükselişi yalnız kişisel başarı üzerinden açıklamak yeterli değildir. Osmanlı ordusu dört yılı aşan savaş sürecinde ağır subay ve personel kayıpları yaşamış, cepheler arasında sürekli komutan ve birlik kaydırmıştı. Mustafa Kemal’in meslekî performansı yükselişinde belirleyici olmakla birlikte, savaşın olağanüstü kadro hareketliliği de genç komutanlara barış döneminde çok daha uzun sürede ulaşabilecekleri sorumluluklar veriyordu. [17]
2. Ordu Komutanlığındaki görevi uzun sürmedi. 1917’de Osmanlı-Alman askerî yönetimi Irak ve Filistin’deki durumu değiştirmek amacıyla yeni bir teşkilatlanmaya girişti. İngilizlerin 11 Mart 1917’de Bağdat’ı ele geçirmesi, Mezopotamya’daki kaybın sembolik ve stratejik etkisini büyütmüştü. Bağdat’ın geri alınması için oluşturulan planın merkezine daha sonra Yıldırım Orduları Grubu adı verilecek yeni kuvvet yerleştirildi. [17]
Yeni grubun komutanlığına eski Alman Genelkurmay Başkanı Erich von Falkenhayn getirildi. Bu nokta önemlidir: Yıldırım Orduları Grubu 1917’de Nuri Paşa’nın değil, Falkenhayn’ın komutasında oluşturuldu. Alman komuta heyetinin ağırlığı, Osmanlı-Alman ittifakının son yıllarında ortaya çıkan askerî egemenlik ve yetki tartışmalarını da görünür hâle getirdi. [3] [17]
Yıldırım Projesi: Bağdat mı, Filistin mi?
Yıldırım Orduları Grubu’nun ilk tasarımında ana hedef Bağdat’ın yeniden ele geçirilmesiydi. Ancak plan daha kurulurken temel bir sorun ortaya çıktı: Bağdat’a yöneltilecek kuvvetlerin güneybatısındaki Filistin cephesi ne olacaktı?
Enver Paşa’nın 24 Haziran 1917’de Halep’te yaptığı toplantıda Ahmet İzzet, Cemal, Mustafa Kemal ve Halil Paşalarla Irak ve Filistin’deki durum değerlendirildi. Mustafa Kemal’in de dâhil olduğu komutanlar, Filistin’deki İngiliz kuvvetlerinin bağlanamaması hâlinde Irak’a ilerleyecek bir ordunun yan ve gerisinin tehdit altında kalabileceğine dikkat çekiyordu. [3]
Mustafa Kemal’e 3 Temmuz’da yeni kurulacak 7. Ordunun komutasını kabul edip etmeyeceği soruldu. Kabul etmesinin ardından 5 Temmuz 1917’de resmen 7. Ordu Komutanlığına atandı.
Bu görev, onun müttefik Alman komutanlığıyla ilişkilerindeki en ciddi krizin başlangıcı oldu.
Falkenhayn yalnız bir danışman değildi; Yıldırım Orduları Grubu’nun fiilî komutanıydı. Karargâhta Alman subayların ağırlığı yüksekti. Mustafa Kemal ise Filistin cephesinin şartları, kuvvetlerin yetersizliği ve Osmanlı askerî yönetiminin öncelikleri konusunda Falkenhayn’dan farklı düşünüyordu.
Temel uyuşmazlık kişisel bir rekabete indirgenemez. Mesele hangi hedef için hangi kuvvetlerin kullanılacağı, Filistin’de taarruz mu savunma mı yapılacağı ve Osmanlı ordusundaki Alman komutasının hangi sınırlarda tutulacağı soruları etrafında gelişiyordu.
Falkenhayn ile Anlaşmazlık
Mustafa Kemal Ağustos 1917’de Halep’e geçtiğinde 7. Ordunun eksiklerini tamamlamaya çalıştı. Ancak cepheyi değerlendirdikçe taarruzdan çok savunmanın zorunlu olduğu kanaatine vardı. Falkenhayn ise farklı bir harekât anlayışını sürdürüyordu.
20 Eylül 1917’de Mustafa Kemal, Enver Paşa’ya uzun bir rapor gönderdi. Bu rapor yalnız askerî birliklerin mevcuduyla ilgili değildi; ikmal, ulaşım, ekonomi, halkın durumu, Alman komutanlarının ağırlığı ve devletin genel savaş siyaseti gibi daha geniş meseleleri de içeriyordu. Raporun kopyalarını Talat ve Cemal Paşalara da gönderdi. [3]
Burada sonraki olaylardan hareket ederek Mustafa Kemal’i “tek doğruyu gören kişi”, diğer bütün komutanları ise “kör” olarak tasvir etmek tarihsel çözümleme değildir. 1917 yazında karar vericilerin önünde birden fazla askerî ve siyasî kaygı bulunuyordu. Irak’ın kaybı, Filistin’in savunulması, Alman yardımının devam ettirilmesi ve eldeki sınırlı kuvvetlerin farklı cepheler arasında dağıtılması gerekiyordu.
Bununla birlikte belgeler Mustafa Kemal’in özellikle Filistin’de savunmayı öncelikli gördüğünü ve mevcut kaynaklarla geniş bir taarruz fikrine karşı çıktığını açıkça gösterir.
24 Eylül’de cephe komutasının kendi görüşleri doğrultusunda düzenlenmesini veya görevden alınmasını istedi. Anlaşmazlığın giderilememesi üzerine ekim başında 7. Ordu Komutanlığından ayrıldı. 11 Ekim’de Halep’ten hareket etti ve 15 Ekim’de İstanbul’a ulaştı. Kendisine yeniden 2. Ordu Komutanlığı teklif edildi; bu görevi kabul etmedi ve Genel Karargâh emrinde kaldı. [8]
Bu ayrılık Mustafa Kemal’in savaş dışına çıkması anlamına gelmedi. Fakat 1917’nin son aylarında Filistin’deki askerî durum onun doğrudan komutası dışında gelişti. İngiliz ordusu Ekim sonunda başlattığı Üçüncü Gazze harekâtıyla Osmanlı savunmasını yardı; Gazze ve ardından Yafa kaybedildi, 9 Aralık’ta Kudüs İngilizlerin eline geçti. [17]
Almanya Seyahati: Cephe Dışından Savaşı Görmek
Mustafa Kemal 15 Aralık 1917’de Veliaht Vahdettin’in Almanya seyahatine katıldı. Heyet 4 Ocak 1918’de İstanbul’a döndü. Ziyaret sırasında Alman askerî karargâhları, Batı Cephesi ve Krupp tesisleri gibi savaşın askerî-endüstriyel yapısının farklı unsurları görüldü. [4]
Mustafa Kemal’in bu seyahatte Almanya’nın savaşı kazanma ihtimali konusunda karamsar değerlendirmelerde bulunduğu, daha sonra aktardığı hatıralarında ve seyahat hakkında yazılan kurumsal biyografilerde yer alır. Ancak hatıraların olaydan sonra kaleme alınmış öz anlatılar olduğu unutulmamalıdır. Bunlardan yararlanırken 1917–1918’deki konuşmalar ile sonradan hatırlanan ve anlamlandırılan anlatı birbirinden ayrılmalıdır.
Seyahatin biyografik önemi daha sağlam bir düzlemde kurulabilir: Mustafa Kemal bu geziyle savaşın yalnız Osmanlı cephelerini değil, Alman savaş makinesini ve Batı Cephesi’nin genel durumunu da doğrudan gözlemleme fırsatı buldu. Aynı zamanda birkaç ay sonra tahta çıkacak Vahdettin’le uzun süre aynı heyet içinde bulundu.
1918’in ilk yarısı Mustafa Kemal için askerî faaliyetten çok sağlık sorunlarıyla geçti. Böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad’da tedavi gördü. Yaz aylarında İstanbul’a döndüğünde savaşın dengesi artık belirgin biçimde İttifak Devletleri aleyhine dönmüştü.
1918: Yeniden 7. Ordu
Falkenhayn Şubat 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığından ayrılmış, yerine Liman von Sanders getirilmişti. Mustafa Kemal ise Ağustos 1918’de yeniden 7. Ordu Komutanlığına atandı. 22 Ağustos’ta İstanbul’dan ayrıldı, 27 Ağustos’ta Halep’e ulaştı ve 1 Eylül’de Nablus’taki karargâhta komutayı Nihat Paşa’dan devraldı. [9]
Karşılaştığı ordu, 1917’de bıraktığından daha zayıftı. Filistin’in büyük kısmı ve Kudüs kaybedilmişti. Uzun savaş yılları asker sayısını azaltmış, hastalık ve firarlar birlikleri yıpratmış, ikmal sistemi ciddi biçimde bozulmuştu. Bazı birlikler nominal mevcudunun çok altında insan gücüyle görev yapıyordu. [17]
Yıldırım Orduları Grubu’nun cephesinde 8. Ordu batıda, 7. Ordu merkezde, 4. Ordu ise Şeria’nın doğusu ve güneyinde bulunuyordu. Mustafa Kemal’in ordusu Nablus bölgesi ile Şeria Vadisi arasında konuşlanmıştı.
Karşı tarafta Edmund Allenby komutasındaki Mısır Sefer Kuvveti aylar süren hazırlığın ardından büyük bir taarruza hazırlanıyordu. İngiliz ve İmparatorluk birliklerinin yanı sıra Avustralya ve Yeni Zelanda süvari unsurlarını ve Hint birliklerini içeren bu kuvvet, sayı, ikmal, hava gücü ve hareket kabiliyeti bakımından önemli üstünlüklere sahipti. [17]
19 Eylül: Megiddo ve Nablus
İngiliz genel taarruzu 19 Eylül 1918 sabahı başladı. Operasyonun ana darbesi Akdeniz kıyısındaki Osmanlı 8. Ordusunun cephesine yöneltildi. Yoğun topçu ateşini izleyen piyade hücumu cephede bir gedik açtı; Allenby’nin süvari kuvvetleri bu boşluktan Osmanlı gerisine ilerledi. Avustralya Savaş Anıtı ve Yeni Zelanda’nın resmî savaş tarihi kaynakları, operasyonun temel amacının Osmanlı 7. ve 8. ordularının geri çekilme ve haberleşme hatlarını kesmek olduğunu açık biçimde ortaya koyar. [5]
Taarruzun ilk günündeki asıl çöküş Mustafa Kemal’in 7. Ordusunun doğrudan cephesinden ziyade 8. Ordu sahasında gerçekleşti. Fakat cephenin batı kanadının dağılması 7. Ordunun durumunu da kısa sürede tehlikeli hâle getirdi. İngiliz süvari kuvvetleri kuzeydeki yol ve demiryolu düğümlerine doğru hızla ilerlerken Osmanlı ordularının geri bağlantıları kesilme riskiyle karşı karşıya kaldı.
Bu ayrım önemlidir. “Mustafa Kemal Nablus’ta İngiliz taarruzunu durdurdu” demek tarihsel olarak doğru değildir. Aynı şekilde bütün Osmanlı bozgununu doğrudan 7. Ordu komutanının kişisel başarısızlığı olarak göstermek de savaşın operasyonel yapısını göz ardı eder.
Megiddo harekâtı geniş cepheli bir Osmanlı yenilgisiydi. İtilaf kuvvetlerinin planlama ve hareket üstünlüğü, hava gücü, haberleşmenin çökertilmesi ve süvarinin derin harekâtı ile Osmanlı ordularının kronik personel ve ikmal sorunları birlikte sonuç üretti. Yeni Zelanda Kültür ve Miras Bakanlığının askerî tarih çalışması, harekât sonunda üç Osmanlı sahra ordusunun büyük ölçüde dağıldığını ve on binlerce askerin esir edildiğini kaydeder. [10]
Mustafa Kemal’in önündeki askerî görev artık mevziyi muhafaza etmekten çok ordusunun kuşatılıp bütünüyle imha edilmesini önlemekti.
Geri Çekilmenin Harbi
7. Ordu 20 Eylül’den itibaren kuzeye ve Şeria yönüne çekildi. Bu geri çekilme düzenli bir manevra ile bozgun arasındaki ince çizgide gerçekleşiyordu. Yol ağları dar ve yetersizdi; geri çekilen birliklerle sivil kafileler ve hayvanlar aynı güzergâhları kullanıyor, İngiliz hava kuvvetleri ulaşım hatlarına saldırıyordu.
Mustafa Kemal ordunun kalan unsurlarını kuzeye çıkarmaya çalıştı. 23 Eylül’de Şeria’yı geçen birlikler Aclun bölgesine yöneldi; ardından Dera istikametinde hareket edildi. İngiliz ve Arap kuvvetlerinin demiryolu ve ulaşım ağları üzerindeki baskısı geri çekilmeyi daha da zorlaştırdı. [11]
Bu süreçte Arap İsyanı’nı yalnız “Osmanlı’ya ihanet eden Araplar” gibi homojen bir çerçevede açıklamak tarihsel olarak yanıltıcıdır. İsyan Hicaz merkezli, Haşimi liderliğinde ve Britanya desteğiyle yürütülen belirli bir siyasî-askerî hareketti. Osmanlı ordusunda savaşın sonuna kadar görev yapan çok sayıda Arap asker ve subay bulunurken, bütün Arap nüfusun tek bir siyasî tutum içinde olduğu söylenemez. Aynı şekilde isyan kuvvetlerinin demiryolu hatlarına ve geri çekilen Osmanlı birliklerine yönelik faaliyetlerinin 1918 harekâtındaki askerî etkisi de görmezden gelinemez. [16]
Mustafa Kemal, mevcut şartlarda Şam’ın savunulabilir olmadığını ve kuvvetlerin daha kuzeyde yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyordu. 1 Ekim 1918’de Şam İtilaf ve Arap kuvvetlerinin eline geçti.
Osmanlıların dört yüzyılı aşan Suriye hâkimiyetinin sona ermesi, yalnız askerî bir hattın kaybı değildi. Savaş, kıtlık, zorunlu askerlik ve siyasal baskılar bölgedeki Osmanlı yönetiminin toplumsal ve siyasî zeminini aşındırırken, Arapçılık ve Arap milliyetçiliğinin farklı akımları da savaşın son yıllarında ve hemen sonrasında farklı toplumsal kesimlerde değişen ölçülerde etkili oldu. 1918 sonbaharındaki askerî çöküş, bu daha uzun tarihsel dönüşümün savaş alanındaki son safhasıydı. [16]
Rayak’tan Halep’e
Mustafa Kemal 28 Eylül’de Rayak bölgesindeki kuvvetleri düzenleme görevi aldı. Şam’ın düşmesinin ardından 7. Ordu kuzeye doğru çekilmeye devam etti. Humus ve Hama hattı da uzun süre tutulamadı.
Mustafa Kemal’in hedefi, elde kalan kuvvetlerin tamamen dağılmasını önlemek ve Anadolu’nun güney yaklaşmalarına mümkün olduğunca düzenli bir orduyla ulaşmaktı. Bunun için Halep çevresi kritik hâle geldi.
Ekim ayının ikinci yarısında İngiliz ve Arap kuvvetlerinin baskısı Halep’e ulaştı. Şehir içinde ve çevresinde çatışmalar yaşandı. 25–26 Ekim’de Osmanlı kuvvetleri Halep’in kuzeyine çekildi. 7. Ordu, İskenderun-Beylan-Dir Cemal-Tel Rıfat doğrultusuna uzanan bölgede yeni bir savunma düzeni kurdu. [11]
Bu hattın sonraki Millî Mücadele sınırlarının Mustafa Kemal tarafından daha 1918’de bilinçli biçimde çizildiği yönündeki anlatılar ihtiyatla karşılanmalıdır. Ekim 1918’de verilen kararların doğrudan bağlamı devam eden dünya savaşı ve düşman ilerleyişiydi. Sonradan oluşacak siyasî sınırı geçmişteki askerî hatta geriye doğru yüklemek teleolojik bir okumaya dönüşebilir.
Bununla birlikte Halep’in kuzeyine çekilmenin somut askerî önemi açıktır: Osmanlı kuvvetlerinin elde kalan kısmı, İtilaf ilerleyişi karşısında Anadolu’nun güney girişleri önünde yeniden tertiplenmişti.
Fakat artık savaşın kaderi cephede verilecek tek bir muharebeyle değiştirilemeyecek durumdaydı.
Savaşın Genel Çöküşü
1918 sonbaharında Osmanlı Devleti’nin müttefikleri peş peşe savaştan çıkıyordu. Bulgaristan 29 Eylül’de ateşkes imzaladı. Bunun sonucunda İstanbul ile Almanya arasındaki kara bağlantısı kesildi ve Balkanlar üzerinden Osmanlı başkentinin doğrudan tehdit edilme ihtimali ortaya çıktı. [17]
Osmanlı hükûmeti de mütareke arayışını hızlandırdı.
Bu noktada Filistin’deki askerî yenilgi önemliydi; fakat Mondros’u yalnız Nablus veya Suriye’deki yenilginin sonucu olarak açıklamak tek nedenli bir tarih okuması olur. Irak, Filistin ve Suriye’deki kayıplar; ordunun tükenen insan ve malzeme kaynakları; Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi; Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın yaklaşan yenilgisi; ekonomik kriz ve uzun savaşın toplumsal yükü birlikte Osmanlı Devleti’nin devam eden savaşı sürdürülemez görmesine yol açtı. [17]
27 Ekim’de Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda başlayan görüşmeler, 30 Ekim 1918’de ateşkesin imzalanmasıyla sonuçlandı.
Mondros: Bir İmparatorluğun Silah Bırakması
Mondros Mütarekesi’nin resmî Osmanlıca tercümesi bugün Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı tarafından Osmanlı Arşivi HR.SYS. 2305-20 tasnifinden yayımlanmıştır. Metin 25 maddeden oluşuyordu. [12]
Mütareke bir barış antlaşması değil, aktif askerî çatışmaları durduran genel bir ateşkes düzenlemesiydi; uluslararası hukukta bir mütareke, tek başına savaş hâlini sona erdirmez. Osmanlı Devleti hukuken 1918’de ortadan kalkmadı; saltanat 1922’ye kadar varlığını sürdürdü. Bu nedenle Mondros’u “Osmanlı Devleti’nin hukuken sonu” olarak nitelemek doğru değildir. Buna karşılık hükümleri, devletin askerî hareket serbestisini çok ciddi biçimde sınırlıyor ve İtilaf Devletleri’ne geniş müdahale imkânları veriyordu. [18]
Birinci madde Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılmasını ve istihkâmların İtilaf kuvvetlerince işgalini öngörüyordu.
Beşinci madde, sınırların korunması ve iç güvenlik için gerekli görülen miktar dışında Osmanlı ordusunun terhis edilmesini düzenliyordu.
Yedinci madde ise İtilaf Devletleri’ne kendi güvenliklerini tehdit eden bir durum doğması hâlinde “herhangi bir stratejik noktayı” işgal etme hakkı tanıyordu. Maddenin yoruma açık yapısı, mütareke sonrasında gerçekleşecek işgaller bakımından özellikle önemli hâle geldi.
On birinci madde İran ve Kafkasya’daki Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesine ilişkin hükümler içeriyordu.
On altıncı madde Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki garnizonların en yakın İtilaf komutanına teslimini öngörüyordu.
Yirmi dördüncü madde ise Vilâyât-ı Sitte’de —Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Mamuretülaziz ve Sivas— karışıklık çıkması hâlinde İtilaf Devletleri’ne bu vilayetlerin herhangi bir bölümünü işgal etme hakkı veriyordu. Bu hükmü “Ermeni ve Kürt bölgelerinin denetiminin İtilaf Devletleri’ne bırakılması” biçiminde özetlemek, mütareke metninin söylediğinden daha geniş ve farklı bir anlam üretir. [12]
Mondros’un tarihsel etkisi, yalnız metnindeki maddelerden değil, bu maddelerin sonraki aylarda nasıl yorumlanıp uygulandığından doğdu.
Son Ordu Komutanlığı: Mondros’tan Sonra Yıldırım
Ateşkesin imzalanması Mustafa Kemal’in askerî görevinin aynı gün sona ermesi anlamına gelmedi.
Sadrazam ve Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa, Liman von Sanders’in İstanbul’a dönmesini ve Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığının Mustafa Kemal’e devredilmesini emretti. Mustafa Kemal 31 Ekim 1918’de Adana’da komutayı devraldı. [6]
Bu görev yalnız birkaç gün sürdü; fakat mütareke şartlarının sahada nasıl uygulanacağına ilişkin ilk sorunları doğrudan yaşamasına imkân verdi.
Mustafa Kemal, mütareke hükümlerinde açıklığa kavuşturulması gereken noktalar bulunduğunu düşünüyordu. Suriye sınırının nereden geçeceği, kuvvetlerin hangi ölçüde terhis edileceği ve İtilaf birliklerinin hangi bölgelere girebileceği konusunda İstanbul’dan açıklama istedi.
En ciddi uyuşmazlıklardan biri İskenderun’da ortaya çıktı. İngiliz kuvvetlerinin İskenderun’a asker çıkarma talebini, mütareke hükümlerinin kapsamı bakımından tartışmalı gören Mustafa Kemal buna karşı çıkıyordu. İstanbul hükûmeti ise yeni bir çatışmanın mütarekeyi tehlikeye atmasını istemiyordu.
Mustafa Kemal’in gönderdiği telgraflar ile Ahmet İzzet Paşa’nın cevapları, askerî komutanın sahadaki güvenlik ve savunma kaygılarıyla hükûmetin yeniden savaşa girme riskinden kaçınma politikası arasındaki farkı açıkça gösterir. Bu anlaşmazlığı yalnız “direnen Mustafa Kemal” ve “teslim olan hükûmet” ikiliğine indirgemek yerine iki tarafın içinde bulunduğu farklı sorumluluk alanlarını ayırmak gerekir. Hükûmet, ağır bir yenilginin ardından ateşkesin bozulmasını engellemeye çalışıyordu; Mustafa Kemal ise kendi emrindeki kuvvetlerin ve bölgenin askerî güvenliğini korumaya odaklanıyordu.
7 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Ordu karargâhlarının kaldırılmasına karar verildi. Karar Mustafa Kemal’e 10 Kasım’da bildirildi. Birliklerin sorumluluğunu Nihat Paşa’ya bırakan Mustafa Kemal aynı akşam Adana’dan İstanbul’a hareket etti. [13]
13 Kasım: Başka Bir Dönemin Eşiği
Mustafa Kemal 13 Kasım 1918’de İstanbul’a ulaştı.
Aynı gün İtilaf donanmasına ait çok sayıda savaş gemisi İstanbul önlerine gelerek demirledi. Türk Tarih Kurumunun Millî Mücadele kronolojisi, 9–12 Kasım arasında Çanakkale Boğazı’ndan geçen 73 parçalık İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş gemisinin 13 Kasım’da İstanbul limanına ulaştığını kaydeder. [14]
Bu tarih daha sonra Mustafa Kemal biyografisinin güçlü sembolik anlarından birine dönüştü. Fakat 13 Kasım 1918’de geleceğin nasıl şekilleneceği henüz belirlenmiş değildi. Osmanlı hükûmeti varlığını sürdürüyor, Meclis-i Mebusan henüz tamamen siyaset dışına itilmemiş bulunuyor, İtilaf Devletleri’nin Osmanlı topraklarına ilişkin nihai düzeni kesinleşmemiş ve Anadolu’da daha sonra Millî Mücadele çatısı altında birleşecek hareketler henüz ortak bir merkez etrafında örgütlenmemişti.
Mustafa Kemal’in kendisi de önündeki ayların bütün gelişmelerini bu tarihte hazır bir program hâlinde bilmiyordu.
İstanbul’da askerî ve siyasî çevrelerle görüşecek, hükûmet seçeneklerini değerlendirecek, basın ve siyaset yoluyla sonuç alma ihtimallerini sınayacak ve ancak aylar süren arayışlardan sonra 1919 Mayısında Anadolu’ya geçecekti.
Bu nedenle 13 Kasım’ı doğrudan “Millî Mücadele’nin başladığı gün” saymak yerine iki dönem arasındaki tarihsel eşik olarak görmek daha isabetlidir.
Sonuç
1916 baharında Diyarbakır’a ulaşan 16. Kolordu Komutanı Mustafa Kemal ile 1918 sonbaharında dağıtılmak üzere olan Yıldırım Orduları Grubunu teslim alan Mustafa Kemal Paşa arasında yalnız iki buçuk yıl vardı. Fakat bu kısa dönem, bir subayın karşılaşabileceği askerî sorunların olağanüstü çeşitlendiği bir zaman dilimiydi.
Doğu Anadolu’da Rus ordusuna karşı kolordu harekâtı yönetti. Muş ve Bitlis’in geri alınmasında rol oynadı. Ardından bir ordu komutanı olarak çok daha geniş bir cephe ve ikmal sisteminden sorumlu oldu. Yıldırım Orduları Grubu içinde Osmanlı-Alman ittifakının komuta sorunlarıyla karşılaştı. Falkenhayn’la strateji ve yetki konusunda anlaşmazlığa düştü. Almanya’da savaşın Avrupa cephesini gördü. 1918’de yeniden Filistin’e döndüğünde artık hedef zafer kazanmaktan çok ağır bir stratejik çöküş içinde elde kalan kuvvetleri korumaktı.
Nablus-Megiddo harekâtı Osmanlı orduları açısından ağır bir yenilgiydi. Mustafa Kemal’in 7. Ordusunun bu yenilgiden çekilerek çıkabilmesi onun komuta tarihinin bir parçasıdır; fakat bozgunu kişisel bir zafere dönüştürmek de, bütün yenilgiyi onun sorumluluğuna vermek de tarihsel ölçeği bozar. Cepheyi belirleyen daha büyük kuvvetler vardı: asker ve ikmal yetersizliği, İtilaf Devletleri’nin maddi üstünlüğü, hava ve süvari harekâtı, haberleşme sisteminin çöküşü, dört yılı aşan savaşın insan ve toplum üzerindeki yükü ve Osmanlı ittifak sisteminin genel çözülüşü.
Mondros da aynı şekilde tek bir cephedeki yenilginin doğal ve kaçınılmaz sonucu değildi. İmparatorluğun farklı cephelerde uğradığı kayıplar, Bulgaristan’ın çekilmesi, Almanya’nın yenilgiye yaklaşması, ekonomik ve toplumsal tükenme ile askerî şartların birleşmesi sonucunda ortaya çıktı.
Mustafa Kemal açısından bu yılların en kalıcı tarafı, sonradan yaşayacağı her şeyin provasını oluşturması değildir. Tarihin aktörleri geleceklerini önceden bilmezler. Kafkasya’dan Filistin’e uzanan tecrübelerin önemi, ona geleceğin hazır cevaplarını vermesinde değil; farklı ölçekteki askerî sorunları, yanlış hesapları, ittifak çatışmalarını, yenilgiyi, geri çekilmeyi ve devletin hareket alanının nasıl daraldığını doğrudan yaşatmasındadır.
1915 sonunda Çanakkale’den ayrıldığında Osmanlı Devleti hâlâ savaşın içindeydi. 1918 Kasımında İstanbul’a döndüğünde aynı devlet yenilmiş, orduları terhis edilmeye başlanmış ve başkentin önünde İtilaf donanması demirlemişti.
Mustafa Kemal’in askerî hayatının bu safhasını tarihsel olarak anlamlı kılan da tam olarak bu dönüşümdür: Bir komutanın yalnız kazandığı muharebeler değil, çözülmekte olan bir imparatorluğun son cephelerinde hangi sorunlarla karşılaştığı, hangi kararları savunduğu, nerede başarı sağladığı, nerede sonuç alamadığı ve savaşın sonunda hangi şartlarla yüzleştiği.
Notlar
-
Atatürk Ansiklopedisi, “Birinci Dünya Savaşı’nda Mustafa Kemal (Atatürk).” Mustafa Kemal’in 1916–1918 arasındaki görev kronolojisi; 2. Ordu, ilk 7. Ordu Komutanlığı, Almanya seyahati ve 1918’de Filistin’e dönüş için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Araştırma Merkezi, Oral Ateş, İlk Defa Yayınlanan Belgelerle Mustafa Kemal Paşa ve 16’ncı Kolordu Komutanlığı (1915–1917); ayrıca Atatürk Ansiklopedisi’nde Ahmet İzzet Paşa ve Şükrü Tezer maddeleri. 16. Kolordunun Doğu Cephesi’ne gönderilmesi ve komuta kronolojisi için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Ansiklopedisi, “Sina ve Filistin Cephesi’nde Atatürk.” Yıldırım Orduları Grubu’nun kuruluşu, Falkenhayn’ın komutanlığı, 7. Ordunun teşkili ve 1917 strateji tartışmaları için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Ansiklopedisi ve ATAM yayınları. 15 Aralık 1917–4 Ocak 1918 Almanya seyahati ile 1918 Viyana/Karlsbad dönemi için. Kaynağa erişim ↩
-
Australian War Memorial, “Battle of Megiddo” ve “Nablus”; New Zealand Ministry for Culture and Heritage, “Battle of Megiddo.” 19–25 Eylül 1918 İtilaf taarruzunun karşı taraf kurumsal kronolojisi ve operasyonel hedefleri için. Kaynağa erişim · NZHistory ↩
-
Atatürk Ansiklopedisi, “Sina ve Filistin Cephesi’nde Atatürk” ve “Birinci Dünya Savaşı’nda Mustafa Kemal.” Mondros sonrasında Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığının devri, mütareke hükümlerine ilişkin yazışmalar ve grubun kaldırılması için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Araştırma Merkezi, “I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde 16’ncı Kolordunun Harekât Planı, Muş ve Bitlis’in İşgalden Kurtuluşu.” Muş’un 7 Ağustos ve Bitlis’in 8 Ağustos 1916’da geri alınması ve Mustafa Kemal’in 8 Ağustos telgrafı için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Ansiklopedisi, “Sina ve Filistin Cephesi’nde Atatürk”; Falkenhayn maddesi ve Mustafa Kemal’in Birinci Dünya Savaşı biyografisi. 20 Eylül raporu, görevden ayrılış ve İstanbul’a dönüş için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Ansiklopedisi, Nihat Anılmış ve Liman von Sanders maddeleri. Mustafa Kemal’in Ağustos-Eylül 1918’de 7. Ordu Komutanlığını yeniden devralması için. Kaynağa erişim ↩
-
New Zealand Ministry for Culture and Heritage, “Palestine Campaign: Overview.” 1918 taarruzunun genel sonucu ve Osmanlı ordularının geniş çaplı çözülüşü için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Ansiklopedisi, “Sina ve Filistin Cephesi’nde Atatürk.” Dera, Rayak, Şam, Halep ve Halep kuzeyindeki savunma hattına uzanan geri çekilme kronolojisi için. Kaynağa erişim ↩
-
T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi HR.SYS.2305-20, “Mondros Mütarekesi” resmî tercümesi; ayrıca Atatürk Ansiklopedisi, “Mondros Mütarekesi.” Maddelerin metni ve tarihsel bağlamı için. Kaynağa erişim ↩
-
Atatürk Ansiklopedisi ve ATAM, Yıldırım Orduları Grubu’nun kaldırılması, İskenderun yazışmaları ve Mustafa Kemal’in 10 Kasım’da Adana’dan ayrılışı için. Kaynağa erişim ↩
-
Türk Tarih Kurumu, İstiklâl Harbi’nin Ana Hatları. İtilaf donanmasının 13 Kasım 1918’de İstanbul önlerine gelişi için. Kaynağa erişim ↩
-
Taner Akçam, “The Armenian Genocide: An Overview”, The Cambridge World History of Genocide, c. 3, Cambridge University Press, 2023, s. 67–92; ayrıca International Association of Genocide Scholars, “Armenian Genocide Resolution” (1997). Doğu Anadolu’daki 1915–1916 kitlesel tehcir ve öldürmelerin uluslararası soykırım araştırmalarındaki adlandırılması ve bağlamı için. Cambridge Core · IAGS ↩
-
Philip S. Khoury, Urban Notables and Arab Nationalism: The Politics of Damascus 1860–1920, Cambridge University Press; Michael Provence, “Ottoman Modernity, Colonialism, and Insurgency in the Interwar Arab East”, International Journal of Middle East Studies 43/2 (2011); Melanie Schulze Tanielian, “Feeding the City: The Beirut Municipality and the Politics of Food during World War I”, International Journal of Middle East Studies 46/4 (2014). Geç Osmanlı Suriye’sinde savaş, kıtlık, siyasî aidiyetler ve Arapçılığın farklılaşan toplumsal zemini için. Khoury · Provence · Tanielian ↩
-
Mesut Uyar, The Ottoman Army and the First World War. Routledge, 2021. Osmanlı ordusunun 1916–1918 operasyonel tarihi, insan gücü ve ikmal sorunları, Kafkasya, Yıldırım Orduları Grubu ve Filistin-Suriye cephesinin genel askerî bağlamı için. Yayıncı kaydı ↩
-
International Committee of the Red Cross, “Armistice”, How Does Law Protect in War? Mütarekenin aktif düşmanlıkları askıya aldığı, ancak tek başına savaş hâlini sona erdirmediği yönündeki hukukî tanım için. ICRC ↩
Kaynakça
-
Akçam, Taner. “The Armenian Genocide: An Overview.” The Cambridge World History of Genocide, edited by Ben Kiernan, Wendy Lower, Norman Naimark, and Scott Straus, vol. 3, Cambridge University Press, 2023, pp. 67–92. https://doi.org/10.1017/9781108767118.004.
-
Arda, Zeki Cemil. “Erich (Georg Anton Sebastian) Von Falkenhayn (1861–1922).” Atatürk Ansiklopedisi, 3 Şubat 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/668/Erich-%28Georg-Anton-Sebastian%29-Von-Falkenhayn-%281861-1922%29.
-
Atatürk Araştırma Merkezi. Mondros Mütarekesi’nin 100. Yılı: I. Dünya Savaşı’nın Sonu, Mütarekeler ve Barış Antlaşmaları Uluslararası Sempozyumu Bildiriler Kitabı. Cilt 2, Atatürk Araştırma Merkezi, 2019. https://atam.gov.tr/e-yayin/mondros-mutarekesinin-100-yili-i-dunya-savasinin-sonu-mutarekesiler-ve-baris-antlasmalari-uluslararasi-sempozyumu-bildiriler-kitabi-cilt-ii/.
-
“Atatürk, Gazi Mustafa Kemal (1881–10 Kasım 1938).” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ataturk-gazi-mustafa-kemal-1881-10-kasim-1938/?pdf=3993.
-
Ateş, Oral. İlk Defa Yayınlanan Belgelerle Mustafa Kemal Paşa ve 16’ncı Kolordu Komutanlığı (1915–1917). Atatürk Araştırma Merkezi, 2025. https://atam.gov.tr/e-yayin/ilk-defa-yayinlanan-belgelerle-mustafa-kemal-pasa-ve-16nci-kolordu-komutanligi-1915-1917/.
-
Australian War Memorial. “Battle of Megiddo.” Australian War Memorial, https://www.awm.gov.au/collection/E84330.
-
Australian War Memorial. “Nablus.” Australian War Memorial, https://www.awm.gov.au/collection/E84560.
-
“Birinci Dünya Savaşı’nda Mustafa Kemal (Atatürk).” Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/birinci-dunya-savasinda-mustafa-kemal-ataturk/?pdf=3748.
-
Erdaş, Sadık. “Nihad Anılmış (1878–1954).” Atatürk Ansiklopedisi, 2 Mayıs 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/477/Nihad-An%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F-%281878-%E2%80%93-1954%29.
-
Görgülü, İsmet. “Ahmet İzzet Paşa (Furgaç) (1864–1937).” Atatürk Ansiklopedisi, 28 Mart 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/159/Ahmet-%C4%B0zzet-Pa%C5%9Fa-%28Furga%C3%A7%29-%281864-1937%29.
-
Görgülü, İsmet. İstiklâl Harbi’nin Ana Hatları. Türk Tarih Kurumu, https://ttk.gov.tr/istiklal-harbi/.
-
Görgülü, İsmet. “Liman Von Sanders (1855–1929).” Atatürk Ansiklopedisi, 29 Kasım 2020, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/623/Liman-Von-Sanders-%281855-1929%29.
-
International Association of Genocide Scholars. “Armenian Genocide Resolution.” Haziran 1997. https://genocidescholars.org/publications/resolutions/.
-
International Committee of the Red Cross. “Armistice.” How Does Law Protect in War?, https://casebook.icrc.org/a_to_z/glossary/armistice.
-
Khoury, Philip S. Urban Notables and Arab Nationalism: The Politics of Damascus, 1860–1920. Cambridge University Press, 1983. https://doi.org/10.1017/CBO9780511563522.
-
Manatū Taonga—Ministry for Culture and Heritage. “Battle of Megiddo.” NZHistory, https://nzhistory.govt.nz/war/palestine-campaign/battle-of-megiddo.
-
Manatū Taonga—Ministry for Culture and Heritage. “Palestine Campaign: Overview.” NZHistory, https://nzhistory.govt.nz/war/palestine-campaign/overview.
-
Okur, Mehmet. “Mondros Mütarekesi.” Atatürk Ansiklopedisi, 22 Şubat 2021, https://www.ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/353/Mondros-M%C3%BCtarekesi.
-
Özlü, Hüsnü. “I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde 16’ncı Kolordunun Harekât Planı, Muş ve Bitlis’in İşgalden Kurtuluşu.” 100. Yılı Münasebetiyle I. Dünya Savaşı’nda Kafkas (Doğu) Cephesi Uluslararası Sempozyumu, 25–27 Eylül 2014, Erzurum, yayına hazırlayan Merve Uğur, Atatürk Araştırma Merkezi, 2015, pp. 387–416. https://atam.gov.tr/wp-content/uploads/2023/06/I.-DUNYA-SAVASINDA-KAFKAS-DOGU-CEPHESI-ULUSLARARASI-SEMPOZYUMU1_compressed-1.pdf.
-
Provence, Michael. “Ottoman Modernity, Colonialism, and Insurgency in the Interwar Arab East.” International Journal of Middle East Studies, vol. 43, no. 2, May 2011, pp. 205–225. https://doi.org/10.1017/S0020743811000031.
-
Saylan, Kemal. “Şükrü Tezer (1893–1969).” Atatürk Ansiklopedisi, 30 Mayıs 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/262/%C5%9E%C3%BCkr%C3%BC-Tezer-%281893-1969%29.
-
T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı. “Mondros Mütarekesi.” Osmanlı Arşivi, HR.SYS.2305-20, 30 Ekim 1918. https://www.devletarsivleri.gov.tr/varliklar/goruntuler/haberler/image/Haberler/MilliMucadele29102020/dokuman.pdf.
-
Tanielian, Melanie Schulze. “Feeding the City: The Beirut Municipality and the Politics of Food during World War I.” International Journal of Middle East Studies, vol. 46, no. 4, Nov. 2014, pp. 737–758. https://doi.org/10.1017/S0020743814001044.
-
Uyar, Mesut. The Ottoman Army and the First World War. Routledge, 2021. https://www.routledge.com/The-Ottoman-Army-and-the-First-World-War/Uyar/p/book/9780367675349.
-
Yüceer, Nasır. “Sina ve Filistin Cephesi’nde Atatürk.” Atatürk Ansiklopedisi, 27 Şubat 2021, https://www.ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/291/Sina-ve-Filistin-Cephesi%E2%80%99nde-Atat%C3%BCrk.


